Soğuk

24
Jan
Böyle değildi geldiğim yer
Sıcacık bir nevbahardı
Alemden saklı
Bu yabandan farklı...
Benim geldiğim diyarda
Bülbüller hep şendi
Bazen kararsa da hava
Her mevsim nevruz
Her bahçe gülşendi

Bahar müjdesi beklerken
Yine bülbüllerden
Her dönemeçten dönmeden
Tokadı hazır bekleyen
Soğuk...

Gözlerim kararmışsa
Körlük değil
Kardan kamaştığından...

Yanaklarım kızarmışsa
Utanç değil
Sıcağa alıştığından...

Yüzüm duvar kesilmişse,
Dilim damağıma sinmişse,
Gözlerimin altı çukur,
Sükutumun altı fikirse
Hep soğuktandır, soğuktan...

Kalbim titriyorsa,
Gözlerim buğulanıyor
Ve yanaklarım ıslanıyorsa ılıktan,
Başkaca sebepler yok,
Hepsi soğuktan...

Başımdaki müzmin ağrı
Kalemimin sesidir
Ayaklarım elbet direnir
Düşmemek için bu çukurlara

Ama, ama ne çok ağrıdı başımız!
Oysa her banyo sonu
Eğer üç tas soğuk su
Dökebilseydim ayaklarıma
Ağrımayacaktı kalbim de, başım da...

Kendini bilmezliklerden
Gayrını görmezliklerden
Kendiyle çelişmelerden
Kendiyle çekişmelerden
Kendinden kaçmaktan
Kendine takılmaktan
Kendine tapınmaktan
Kurtarabilseydim kendimi...

Taşlara da doğsun Güneş,
Ve batakları ova kılsın.
İncecik bahar yağmuru
Okşanmadık zülüf bırakmasın.
Arılar bal damıtsın
Meltemler gül dağıtsın
Kızaracaksa yanaklar
Gül rengi kızarsın
Ve bülbüller...

Bülbüller soğuğu kaçırsın sesleriyle
Soğuk yoktu ya gerçekte
olan, sıcağın yokluğuydu sadece...

MD - 24 Ocak 2010



Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Son sürümü indirmek...

Her hangi bir anda aşağıdaki linkteki dosya, dosyanın son hali olacaktır; sürüm numarasını düşünmeksizin indirebilirsiniz:

http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vy/bbmnot_vy_son.docx

 

PDF

OpenOffice kullananlar Visio çizimlerini düzgün göremiyorlar. DOCX yerine PDF indirebilirler:

http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vy/vy.pdf 

 

En son sürüm hangisi?

Tüm sürümlerin listesi aşağıdaki linkte bulunur. Yeni eklenenler listenin başına eklenir. (Yani dosyanın en son satırı en eski sürüm, ilk satırı ise son sürümdür.) Son sürüm, aynı zamanda bbmnot_vy_son.docx ismiyle üstteki linke yüklenmiş olan dosyadır.

http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vy/bbmnot_vy_liste.txt

 

Dosyayı Açamıyorum!

İndirdiğiniz docx dosyasını açtığınızda _rels, customXml, docProps, word klasörleri ve [Content_Types].xml dosyası ile mi karşılaşıyorsunuz?

Dosyanın uzantısının docx olduğuna ve bu türü açabilen (Ofis 2007 gibi) bir programla açtığınıza emin olun. (Tersten söyleyecek olursak docx uzantısını zip yaptığınızda sorunsuz bir zip arşiv dosyanız olur, içinde adı geçen dosyaları görebilirsiniz)

 

Çıkmış Sorular

http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbm/VYCikmisSorular.rar

 

 

 

 

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Bilgisayar Mühendisliği eBook
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Vasiyet

13
Jan

Seksenlik ihtiyarda 'fikir çilesi' ve yirmilik delikanlıda 'dünyayı değiştirme çabası'... Bir ömrün iki ucu uzaktır görünüşte, ama aslında "İhtiyar, öleceğini bilen çocuktur sadece"... Bir denizin iki yakası hiç kavuşamayacaksa da, diğer yandan hep el eledirler aslında... Her tecrübenin adı gider izi kalır, bilirim. İzlerimi de alıp, münzevi bir sahile kaçıyorum. Alışamadım dünyanıza; başka bir dünyaya 'doğmak' istiyorum. Fakat gitmeden önce 'kalanlara selam' sadedine bir kaç kelam etmek istiyorum...

Bu dünyada en farklı olanımız, 'kendisi' olanımızdı. Bundan öte, hepimizin yaptığıysa aslında aynıydı; sıradandık. Kimi zaman 'kırmızı çizgiler'e dokunmamak için 'pembe düşler'imizi 'beyaz yalanlar'la süsledik, sakladık. İlkin böyle sıradanlaşmıştık. Nihayet ütülü lafların itibarından sıkılıp, her rengi olduğu gibi gösterecek 'renksiz bir mürekkep' aradık. Katışıksız ve abartısız... O zamanlar henüz sıradanlaştırılmamıştık.

Sonra bir bahar salgınıdır ki, 'dünyayı değiştirme' hastalığı nüksetmişti; lakin ömrümüzün baharı hazan olurken sessizce, kendimizi değiştirmeyi hiç mi hiç akledememiştik, gün gelip de dünyamızı değiştirmeden önce... Çoğumuz, fiilleri 'pişmanlık' kipinde çekmemiştik ya henüz... Fakat 'öncekileri karış karış izlemekte' olsak da; inancı, 'üçlük ile hiçlik' arasında sıkışmış bir toplum da değildik 'henüz'. Asırlardır ve nesillerdir yudumladığımız hakikat pınarının iksiri genlerimize kadar işlemiş, işlemiş, işlemişti...

Fakat gün gelecek, kip ayırt etmeyeceğiz, edemeyeceğiz 'artık'. Ölçüler değiştiğinde teraziler çarpık bir mikyas olmaktan öte geçemeyecek. 'Normal' ile 'anormal'i ayırt eden 'normlar' değiştikçe, belki de cahil cesaretiyle, geçmişe rahmet(!) okuyacağız en tiz sesimizle... İşte o gün bir ışık hüzmesi dillenebilirse 'en bas sesiyle' konuşacak. Öyledir ya, yalanlanacağını bile bile doğruları konuşmak...

'Dün ve yarın telaşı'ndan başımızı kaldıramadığımızdan bugünümüzü kaybetmiş olduğumuzu, şanslıysak, kimimiz anlayacağız. Ve "kendi gönlünü fethedemeyene hiçbir fethin müyesser olmayacağını" anlayacağız. 'Anlamak' ulvileştikçe 'anlatmak' da kutsileşecek. Fevri itirazların cevrine tahammül etmek, sabrımıza dokunmayacak bile... Bereket ki, 'yeni zaman'ın eskiten tazyikini aşkın bir sabır bulmuş olacağız, her nasılsa... O gün kendi evimizde, kendi yurdumuzda ve kendi dünyamızda bile 'garip' -diğer tabirle 'anormal'- olacağız, yalnız şanslıysak... 'Ne mutlu o gariplere!' sadâsına can kulağımızı açmışsak...

Gurbet halidir, haliyle sıla türküleri söylenecektir, ama... Ya, 'beğenmek' ve 'hak vermek' yetmezse; 'gönül vermek' şartsa, gerekse? Bir dost bulmak, dost ama 'gönülden' bir dost... Gönül veren; ne gönül kırar, ne yare gönül koyar, ne de gönlü ağyare kayar...

"Yâr-ı sâdık bilir hâlden,
Aşk dersini alır gülden,
Karşılıksız tâ gönülden
Sevenlere selam olsun." [Bestami Yazgan]

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

En soğuk günlerimi
Ve yıllardır üşüyen ellerimi
Yıllarca bıkmadan ısıtsın
İğreti olmasın
Yarım kalmasın
Tenimi kuşatsın
Sıcağı yaşatsın
Ne tenimi unutsun
Ne gayrımı tutsun
Derimle bütün
Canımdan üstün
Bir ömür, ilkler yaşamak mümkün
Her ilke merdiven
Elim kolum eldiven

MD - 5 Ocak 2010 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Karadır hüznün saçları
Lakin ıslakça mavileşir yanağında
Affedilmez masum suçları
Kızıl ve titrek dudağında
Bülbül feryadı ama dudaklar ardında
Duyulmaz, ses değildir notası
Duyurmadan duramamak hatası
Ve nesin?
Müsvedde bir listeden
Siliniverecek bir isim
Bir zayıf sayfada ki,
Uçacak, beklemeden nesîm.
Bir zülfü okşarken rüzgar
Kahrolur ellerim
Dokunmadan bilirim
Karadır hüznün saçları...

MD - 1/1/2010

 

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

"Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabb'in adıyla başlayan adamlarız Anna..." [Tarık Tufan]
diye başlamak isterdim söze ama...
Biz, babasına küskün asi çocuklar rahatsız olmasın diye O'nun adını içimizden anan adamlarız aslında...

Hata mı ettik acep, kul hatrına "hatır" mı kırdık?
Hani haykırılmaktı,
O Kenz-i Mahfî'nin hakkı...
Tınısı kulağımızı hep okşamalı
ve çatlak sesleri kırmalıydı...

Fakat öyle olmadı, yapamadık.
Işığa sırtını dönme inadındaki gölgeler dibimizden ayrılmasa da,
biz 'Kimse incinir mi' tasasıyla
elimizi hiçbir silaha sürmedik asla
beyan kılıcından başka...

Bakma "sen" dersem sana konuştuğuma...
Gölgelerin yüzü yoktur ya...
Gölgelerin sesi çıkmaz ve renksizdir onlar...
Gölgeler ayakta duramaz;
Yerlerde sürünmeye mahkum, ayağa kapanma zilletine alışkındırlar ya...
İşte ondan...
Zavallı karartılar, acınası karartılar...

Keşfi muhal hakikatleri ve pörsümez hayat düsturlarını tükenmez ab-ı hayat menbaından şeker-şerbet içmişiz; ağzımız tatlı bizim...
Safrası bozuklar bu lezzeti ne bilsin!
Ne onlar bu tadı bilebilirler, ne de bizim ağzımızı ekşitebilirler...
Çocukken demedim, şimdi de "Defterimi karaladılar" demeyeceğim...

Yiğitlik vuruşmak değil...
Yiğitlik vurup kaçmak hiç değil...
Başta sahibi, hamisi; sonra beyanı, tebası, nizamı, yolu, öğretisi ve daha nesi ve nesiyle 'En Yiğit'ten öğrensinler, öğrenelim yiğitliği:
"Esas yiğit, esaslı yiğit kavgada rakibi alt eden değil; öfke anında nefsine hükmedebilendir." [H.Ş mefhumu]

"Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; 
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!"
[NFK]

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Son durağın son yolcusu... Geçip geldiği hayat kıvrımları alnında bir harita... Kronikleşmiş yorgunluğu, duruşuyla ortada... Saçlarını tel tel nerede ağartmış ki? Bir karanlığı ışıtma adına gözünü karartırken mi? Bir ak-alınlının yasına karalar giyerken mi, cihanla birlikte? Yoksa, eyvah, fıtrî akları karalarken/karartırken mi...

Rüzgârların esiri talihsiz yaprak... Kendi gerçekliğinden uzak... Özgür değil, arzularına tutsak... Çehresinde yalan, dilinde yalan, elindekinde yalan üstüne yalan... Yalana gülen, yalandan gülen, koca bir düzmecenin samimi figüranı... Bilmiyor, bir yan ağarırken öte yanın kararacağını...

Bak işte! Dinleyemecek kadar da yoğun zaten; zaten dinlese de anlayamayacak kadar kapalı... "Benim" sanıyor, Hz. Adem'den beri ilk yaşayan bu duyguları... "Daha yok mu?" diyor cehennemî bir iştahla, "Daha yok mu?"...

Benden ne kadar da uzak duruyor bu kalıp! İçindeki ben değilim ya, ondan mı? Ve ne kadar da yakın, kalıbın ötesine aşırabilince bakışlarımı... Can gözüyle baş görüşüne can katınca kalıplar/mazruflar beş para... Ten dahi can atıyor o anda, zevkinde bulamadığı anlamına kavuşmaya...

Dedim ya, "yaşamak" işte! "Canlı" bir eylemdir yaşamak, olanca pasifliğine rağmen... Ağarmak isteği tutuşuyor, bir menzil daha kara olanı görünce... Ve ağartmak tutkusu... Bir destan yazmak istiyorum bu yüzden, tecrübe imbiklerinden süzülmüş kelimelerle... Zaid cümlelerin külfetinden arınmış bir destan: Beyaz sevdası...

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

En öne oturdum bu kez, görmesin kimseyi diye gözlerim...
Hoş, zaten görmüyor ki görebileyim...
Gözümü kamaştıralı beri ilk nuru güneşin,
Açıkken de kapalı gözlerim...
İstila altında bir ülkeyim
Tutulmuş tüm girişlerim
Tutuklanmış özgürlerim
Ağzından karar kelimesi beklenen kararsızın tekiyim...
Mecazlar siperim...
Allahım, bu pembe sis ne zaman dağılacak?
Tecrübesizim, kararsızım, endişeliyim.
Ama asıl endişem o ki; mevzu ben değilim...
Bir pembe sis... Bir yeşil murâd...

MD - 14 Aralık 2009

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Ön Bilgi

Dropbox, ücretsiz 2 GB alan sunan bir depolama servisidir. Bilgisayarınıza kurduğunuz Dropbox programı sayesinde önceden belirlediğiniz "My Dropbox" klasörüne atılan tüm dosyalar anında internetteki alanınıza yüklenir. Bunu yaparken de sisteme hiç yük olmaz (çünkü dizinleri sürekli tarayıp durmaz, işletim sisteminden 'değişiklik var' bilgisi bekler). Ayrıca bu klasör altındaki "Public" klasörü, başkalarıyla paylaşmak istediğiniz dosyalarınızı koyacağınız yerdir. "Public" altında bulunan dosyaları, linkini bilen her hangi bir kişi indirebilir.

Dropbox Lister Nedir?

Dropbox Lister, "My Dropbox\Public" klasörü altındaki tüm dosya ve klasörlerin listesini oluşturur. Ayrıca burda bulunan dosyaların linklerini de ayrı bir dosyaya listeler.

Dropbox Lister v0.0 Programını indir

AutIt3 Kaynak Kodunu indir + Simge

 

Dropbox Lister v0.0 Programını indir

 

Örnek Dosya Listesi Dosyası (FileList.txt)

    >	Tarih :	2009-12-07 22:37 41
    >	Yol   :	E:\_Sistem\Belgelerim\My Dropbox\Public

     	Public
     	| -- bbmnot
     	|    | -- vy
    1	|    |    | -- bbmnot_vy_00_07_00.rar
    2	|    |    | -- bbmnot_vy_son.docx
     	|    | -- vya
    3	|    |    | -- bbmnot_vya_00_07_00.rar
    4	|    |    | -- bbmnot_vya_son.docx
     	| -- cpp
    5	|    | -- C++ Feza BUZLUCA (ITU BM).rar
     	| -- fizik
     	|    | -- Halliday
    6	|    |    | -- Halliday, Resnick- Fundamentals Of Physics (7Th Ed)- Solutions.pdf
    7	|    |    | -- [Halliday-Resnick-Walker] - Fundamentals of Physics.pdf
     	|    | -- Serway
    8	|    |    | -- Serway_Physics_6th_Edition.pdf
    9	|    |    | -- Serway_Physics_6th_Edition_Solutions.pdf

Örnek Link Listesi Dosyası (LinkList.txt)

    >	Tarih :	2009-12-07 22:37 41

    1	http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vy/bbmnot_vy_00_07_00.rar
    2	http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vy/bbmnot_vy_son.docx
    3	http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vya/bbmnot_vya_00_07_00.rar
    4	http://dl.dropbox.com/u/1211217/bbmnot/vya/bbmnot_vya_son.docx
    5	http://dl.dropbox.com/u/1211217/cpp/C%2B%2B%20Feza%20BUZLUCA%20%28ITU%20BM%29.rar
    6	http://dl.dropbox.com/u/1211217/fizik/Halliday/Halliday,%20Resnick-%20Fundamentals%20Of%20Physics%20%287Th%20Ed%29-%20Solutions.pdf
    7	http://dl.dropbox.com/u/1211217/fizik/Halliday/%5BHalliday-Resnick-Walker%5D%20-%20Fundamentals%20of%20Physics.pdf
    8	http://dl.dropbox.com/u/1211217/fizik/Serway/Serway_Physics_6th_Edition.pdf
    9	http://dl.dropbox.com/u/1211217/fizik/Serway/Serway_Physics_6th_Edition_Solutions.pdf

Almanya'da bir genç... Sarı saçlı, mavi gözlü safkan bir Alman... Manevi sıkıntılar içinde kıvranırken İslam'ı araştırır, beğenir ve Müslüman olmaya karar verir. Karar verir ve müslüman olur, inandığı gibi yaşamak için de çaba sarfetmektedir.

Ramazan Ayı gelmiş, oruçlar tutulmuştur. Sayılı gün çabucak geçivermiş ve nihayet Kurban Bayramı da gelip çatmıştır. Kurban Bayramı'nda Müslümanlar ne yapar? Kurban keserler. Genç de, ilk kez tadılan duyguların doyumsuzluğunda bir heyecanla kurbanlığını alır. Bayram günü gelince erkenden bıçağı kapar ve sarı saçlı mavi gözlü Almanımız, kınalı koçun başında bitiverir.

Kurbanı kesecektir kesmesine ama, sağdan dolanır, soldan dolanır, bir türlü nasıl edip de keseceğini bilemez. Fakat genç kararlıdır, yılmayacaktır. Hemen başka çareler düşünmeye başlar. Aklına, camiye gidip bilen birini yardıma çağırmak gelir. Bu, iyi bir fikirdir, vakit geçirmeden uygulamaya koymalıdır. Kendini o kadar kaptırmıştır ki, elindeki bıçağı bırakmayı bile akledemeden soluğu camide alır.

Caminin kapısını hışıma benzer bir heyecanla tepiklercesine açar. Tıpkı gecenin sessizliğinde düşen bir yıldırım gibi mabedin sükûtî atmosferini yırtar. Fakat yıktığı sadece mabedin sükûtu değil, mâbettekilerin sükûnetidir de aynı zamanda... Mavi gözlerinden alevler saça saça ve elindeki satır yavrusu bıçakla havada kavisler çize çize patlattığı nârâ, herkesi dehşete düşürür: "Burda Müslüman var mı?"

Kapıda gözü dönmüş, ilk bulduğu Müslüman'ı kurban etmeye niyetli bir Alman'ı görmek, camidekileri haklı olarak korkutmuştur. Herkes soğuk terler dökmektedir. Gerçi Hakk yoluna kurban olmak büyük şereftir, hele de böyle mübarek bir günde... Ama 'Hakk yolu' diye 'yok yolu'na gitmeyi de kimse istememektedir. Herkes içten içe ölüm rabıtasına dalmıştır. Sanki mezar bir adım ötededir, bir çıt çıkartmak bu uzak hayali yakın etmeye yetecektir. Kimse sessizliği ilk bozan kişi olup Hakk'ın rahmetine tez elden kavuşmaya hazır değildir. Ama asır gibi uzayan saniyeler, sorusuna cevap bekleyen seyyar kasabı daha da galeyana getirmektedir anlaşılan... Bıçak yine havada kavisler çizer ve daha da gür bir seda ile soru tekrarlanır: "Burda Müslüman var mı?"

Artık sabırlar iyice taşmadan bir fedai çıkıp diğerlerini kurtarmalıdır. Nihayet hayattan alacağını almış, artık yönü ukbaya dönmüş yaşlı bir hacı amca cesaretle ve pamuk gibi bir sesle yanıtlar: "Sakin ol evladım, ben Müslümanım." Genç, sesin geldiği tarafa döner. Artık gözlerinde tuhaf bir parıltı vardır. Herkes kanı donmuş bir halde olacakları izlerken gencin ağzından net bir kaç kelime dökülür: "Amca, benimle gel." Bu söz hiç de ricaya benzememektedir, öyleyse hacı amcanın fazla seçeneği yoktur. Usulca gencin önünde düşüp giderken dudaklarından fısıltı halinde şehadet kelimeleri dökülmektedir. Arkada kalanların dudakları ise sessiz sessiz getirilen tekbirlerle oynamaktadır.

Gencin evine gelirler ve genç, durumunu hacı amcaya bir bebek masumiyetinde anlatır. Hacı amca da "Telaşlanma evladım, ben sana yardım ederim." diyerek seve seve kolları sıvar. Tekbirler getirilir, kurban kesilir. Bu arada sohbet de iyice koyulaşır. Kurban işi hemen bitmiyor, uğraştırıyor. Hele derisini yüzmek var ki, yaşlı insan işi değil. Bunun farkında olan hacı amca yine yumuşacık sesi, mest edici üslûbuyla "Evlâdım! Ben yaşlı bir adamım. Buraya kadar sana yardım ettim, ama artık yoruldum. Derisini yüzmek için birini daha yardıma çağırsan.." diye tavsiye makamında ricâsını dillendirir. Genç, aşk u şevkinden zerrece bir şey kaybetmeden ve artık kana bulanmış olan bıçağını da -hikmet-i ilahi işte- elinden bırakmadan tekrar camiye koşar.

Bu arada vakit ilerlemiş, namaz vakti gelmiştir. Camide namaz kılınmış, imam efendi önde yüzünü cemaate dönmüş haldedir. Namaz tesbihatı bitirilmiş, hep birlikte eller semaya kaldırılmış, dua edilmektedir. Olayın şokunu derinden yaşamış olan cemaat, her zamankinden daha derin bir huşû içinde hayatlarını bağışladığı için Allah'a hamd ü senalar etmekte, ardından 'rahmetli' hacı amcanın ruhuna Fatiha okumayı da ihmal etmemektedirler.

Tam bu sırada aynı genç, öncekini aratmayan bir hışımla camiye dalar. Aman Allahım! İmtihan dünyasıdır elbette, ama bazen imtihanlar çok 'can alıcı' oluyor. Genç yine aynı eda, aynı hışımla gözlerinden ateş ve bu sefer bıçağından da kan saça saça aynı soruyu salar ortaya: "Burda müslüman var mı?"

Cemaat bunun tekrar olacağını ummuyordur gerçi, ama bu kez hazırlıklıdırlar. Bıçaktan damlayan taze kanlar durumun ciddiyetini ve vehametini çok canlı ifade etmektedir. Canını seven beynini tam performans modunda çalıştırıp bir çare bulmalıdır. Arka saflardaki üç-beş uyanıktan birisi ikinci çağrıya fırsat vermeden hemen olaya müdahele eder. Gence, sadece onun duyabileceği, imamın duyamayacağı bir sesle seslendiğini düşünür: "Arkadaşım! Şu önde oturan imam efendi var ya! Hah, işte o Müslüman'dır, onu al!" Fakat imam bunu duymaz mı? Duyar. Sağlam kulaklı olduğu gibi aynı zamanda hazır cevaptır da imam efendi... Hemen canını kurtarmanın yoluna bakar ve cevabı yapıştırır: "Ne yani? Dört rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk şimdi?"

* * *

Renginden mahcup olmaktan rengi solmuş olan hepimize ithaf olsun. Hayırlı bayramlar...

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Arama
  Ara
Takip
Sayfalar
Tag Bulutu
Bağlantılar