Kişisel gelişim kitabı kategorisine konabilir, ama farkı var! Bazı
kişisel gelişim kitaplarının yaptığı gibi karşınıza geçip 'şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın' diye uygulanabilirliği az (en azından okuyan
için az) direktifler vermiyor.
Kitabın yazarı bir eğitimci (özel
bir kurumda öğretmenmiş). Eğitimci olarak yıllar boyunca karşılaştığı
hadiselerden örnekler veriyor, bu hadiselerden edindiği tecrübeleri bizimle
paylaşıyor. Hangi konularda tecrübeler? En başta eğitim, sonra çocuk yetiştirme,
evlilik, nezaket, zaman planlama, sınav başarısı, meslek başarısı...
Benim için hazmı zor olsa da, 'hakkaten
öyleymiş!' demek için belki çoğu zaman sütten ağzım yanmalıysa da tecrübî
bilgiye büyük önem veririm. Sonuçta ortada yaşanmış, tecrübe edilmiş bir hadise
duruyor. Belki yanlış algılanmış, belki yanlış yorumlanmış, ama yaşanmış...
Bana ne kadar ters gelse de... Kitap da beni tam bu noktada cezbediyor tabi,
tahmin edeceğiniz gibi...
Kitabın adına baktığınızda 'zibidi' bir
üslup bekliyorsunuz. Ama öyle olmuyor, dili yeterince seviyeli buluyorsunuz.
Hatta sona doğru yazar rengini iyiden iyiye belli ediyor, lafı 'biri zikir, biri fikir, biri şükür' meselesine kadar getiriyor.
Ve alıntılar:
SAHAYA İNMEK
Bir mafya babası oğluna mektup yazar ve
der ki; "Oğlum, iyi bir boks seyircisi olacağına kötü bir boksör
ol, sahaya in ve dayak ye. Hayatı seyretmek yerine sahaya inmek ve savaşmak her
zaman iyidir."
EVLİLİK
Evli kadının anayasasının değişmez
maddelerinden biri de kıskançlıktır.
Hem de değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk bir kaç maddenin içindedir o!
Ve zekâsının büyük bir bölümünü kıskançlık senaryoları kurmakta kullanırlar.
"Nerden biliyorsun?" diye soranlara tavsiyem;
İsterseniz evde otururken bir akşam cennetten ve hurilerden bahsedin.
İkisi de vardır, gerçektir ve haktır!
Lakin ikisi de bu dünyada yoktur!
Diğer tarafta vardır.
Hem de herkesin gitmeyi arzuladığı yerdir orası!
Sorun eşlerinize, hemen hepsi Cennete "Tamam!" diyecektir; ama
hurilere hep bir açıklama isteyecektir.
En ideal evlilik, kör bir kocayla sağır bir kadının
evliliğidir.
ZAMAN PLANLAMASI
Zamanın ne önemi var. Zaman bizim karar
verdiğimiz an başlayan bir süreçtir. Doksan yıl yaşayıp hiçbir şey yapmadan
ölüp giden insanlarla, az zamana çok şey sıkıştırmış insanlar arasında bir
kıyas yapmak gerekirse, ikincisinin daha fazla yaşadığını göreceksiniz.
Soracağınız ikinci soru; "Bu
yaşınıza kadar (henüz çok yıl geçmemiş olsa da) hayatta elde ettiğiniz
başarılar nelerdir?" Küçük de olsa mutlaka bir şeyleri başarmışsınızdır.
Ve inanın başarıda küçük diye bir kavram yoktur. Kimisi için bir şirketin
CEO'su olmak başarı iken, kimisi için mutlu bir aile hayatı kurabilmek çok
büyük bir başarıdır. Kimisi milyonlarca insanın karşısında konuşma yapabilmeyi
başarı olarak görürken, kimisi ise sevdiği kıza/erkeğe merhaba diyebilmeyi
başarı olarak gömektedir. Sizin yapabildiğiniz ve bu güne kadar başardığınız
büyük/küçük başarıları sıralayın.
Televizyon seyrediyoruz. Şöyle desem
bazıları için daha doğru. Televizyon başında bağlanıp kalıyoruz. Programları
seçsek. Daha seviyeli olanları seyretsek. Ya da ne bileyim, seyretmeyi
planladığımız program biter bitmez televizyonu kapatsak. Bir diğerinin
cazibesinin bizi çekmesine müsade etmesek. İşte size fazladan bir saat daha.
EĞİTİM
Sevgili öğretmenler!
Eğitimde 'öğrenme güçlüğü' kavramının varlığı ve yokluğu sizin gayretinize
bağlıdır.
Çocuklar farklı farklı yollardan öğrenebilirler.
Kimileri görerek, kimileri işiterek, kimileri de uygulayarak öğrenirler.
Sizin anlattığınız tarzda öğrenemeyen bir çocuğu 'öğrenme özürlü' olarak
isimlendirmek insafsızlıktır.
Öğretmenlikte asıl başarı, çocukların bireysel ilgilerini, yeteneklerini ve
potansiyellerini ortaya çıkarabilmektir.
Ve bu yetenekleri mümkün olan en üst düzeyde geliştirebilmektir.
Çocuklara bakarken, kafanızdaki yetenekler yelpazenizi biraz genişletin.
Çocuğa bir noktadan bakmayın. Sadece bir tarafıyla değerlendirmeyin...
Bir de sevin onları!
Ve sevdiğinizi hissettirin.
Hasım değil, hısım olun çocuklarla. Bakın ne cevherler çıkacaktır madeninizden.
MESLEKTE BAŞARI
O, hala çoğu kişinin korkulu rüyası olan
o malum koltukta oturuyordu.
"Eren süper bir hasta!" cümlesini duyunca imkanı olsaydı otuz iki
dişi (henüz küçük olduğu için çoğu yok, bir kaçını da Ankara'daki malum doktor
çekti-pardon kopardı, düşürdü-) birden görünüyordu.
İşte böyle!
Meslekteki başarı deyince benim aklıma başka şeyler geliyor:
Mesela sevgi geliyor,
İletişim geliyor,
İnsanlık geliyor,
Güler yüz geliyor...
TATİL
Şöyle bir düşünün! Yaşadığınız şehirde
bir fırsat bulup da şimdiye kadar gidip göremediğiniz, kültürel değerlerimizin,
coğrafi güzelliklerimizin var olup olmadığını biliyor muydunuz?
Eminim yıllardır yaşadığınız şehirde görmediğiniz pek çok güzellik, sizin
onları keşfetmenizi bekliyordur.
Bakın bazı durumlarda Amerika'yı yeniden
keşfetmeye gerek yok! Yaşanmış hayatların; güzel, doğru, temiz bir geçmişe imza
atmışların bizlere söyleyeceği çok şeyleri vardır.
Asıl akıllılar, başkalarının tecrübesinden faydalananlardır. Yeniden ve bir
daha her şeyi denemek ve el yordamıyla bulmak zorunda değiliz.
Vehbi Hocam'ın tatille ilgili bir değerlendirmesinde kullandığı şu cümlelere
bayılıyorum:
"Tatil keseyi boşaltmanın değil, kafayı ve kalbi bir yılın
birikintilerinden, tortularından, dertlerinden boşaltmanın zamanıdır.
Kafaca, gönülce dinlenmiş; maddeten ve manen yenilenmiş olarak yeniden şevkle
işine dönmenin vesilesidir tatil... Yoksa müzik gürültüleriyle, kalabalıkların
ve trafik karmaşasının içinde beton yığınlarına gömülmüş olarak birkaç hafta
geçirmek değildir."
ÇOCUK YETİŞTİRME
Henüz ne söylediğiniz ve kendisine
söylenenleri tam olarak anlayamadığını düşündüğümüz bir yaşta.
"Onun fikirlerinin ne önemi var canım! Ben ne dersem onu yapar, ya da
yapmak zorunda!" diye düşündüğümüz bir yaşta...
Ama insan!
Küçük de olsa bir bedeni ve aklı var.
Hisleri ve duyguları var.
Kızabiliyor, darılabiliyor ve sevebiliyor.
Olayları kendince yorumlayabiliyor.
Ve en önemlisi kendisine değer verip vermediğinizi davranışlarınızdan
ayırabiliyor.
Yani, kendince bir dünyası var.
BÜYÜK İŞLER
Arkadaşlarının telaşını sezen Gazi Ali
Bey, bir eliyle oku çıkardı ve "Bre yiğitler!" diye haykırdı.
"Bre yiğitler! Telaşlanmayın, iki gözü olup da meydandan kaçmak için
arkaya bakmaktansa , tek gözü olup ileriye bakmak daha hayırlıdır."
Tek gözü olup, ileriye bakmak! Hep ileriyi görmek... Hep bir aşkın sevdasına
yanmak... Hep tutuşup kor olmak...
Oysa büyük işler yürek isteyen işlerdir.
Büyük işler geleceği olan işlerdir.
Büyük işler insan yetiştirmektir.
Büyük işler mesleğine âşık olmaktır.
Büyük işler yıllar geçtikçe gençleşmektir.
KİTAP OKUMAK
Mesleğim gereği, net ve çok kararlı bir
dille söylüyorum: Kitap, asla ve asla boş zamanda okunacak kadar kıymetsiz
değildir. Lütfen düşürmeyin değerini.
Taha Akyol: "Sadece meslek
gereği okumak zorunda değilim ben; aynı zamanda okuma denen eyleme de vurgunum.
Başkalarının zihin dünyasında dolaşma, daha büyük hayatların içine girebilme
imkanı sağladığı için de okuyorum... Okumanın yazgım olduğuna inanıyorum ve
ince hesaplar yapmaksızın okuyorum. Sayfası 1,5 dakikadan bin sayfayı okumak
için 25 saate ihtiyacı olanlara inat keyifli bir günde, üç tane hacimli kitabı
bir kenara koyup notlarımı da bilgisayara işleyebiliyorum..." diyor.
KARŞIMIZDAKİNİ DİNLEMEK
Acele karar vermemek gerek.
Acele etmemek...
Karşılaşılan bir olayda önce durmak, düşünmek ve doğru değerlendirmek
önemlidir.
Bir de dinlemesini bilmek...
Söyleyeceğiniz şeyleri düşünürken, karşıdan gelen sözlere de değer vermek
gerek.
NEZAKET
Toplumumuz her geçen gün saygısından ve
nezaketinden birşeyler kaybediyor. Her geçen gün bizi biz yapan değerlerimizden
fersah fersah uzaklaşıyoruz.
Bakın, bir zamanlar bizim ecdadımız (Osmanlı), bırakın gecenin bir yarısına
kadar sokak ortasında bağırıp çağırmayı, bir evin camının önüne saksı içinde
sarı çiçek koyduğu zaman, hem ev sahibi, hem de yoldan gelip geçen herkes şunu
algılıyor ve ona göre davranıyormuş.
"Ey yoldan geçen kişi (kişiler)! Bu evde hasta var; yüksek sesle konuşup
onu rahatsız etmeyiniz."
Camın önünde saksıda kırmızı bir çiçek bulunmasının ise; "Ey yoldan geçen,
bu evde gelinlik kızımız var; kullandığın kelimelere dikkat et; ağzından argo
bir kelime çıkmasın." anlamı varmış.
Bir toplum düşünün, sembollerden anlamlar çıkarıyor ve ona göre davranıyor. Ve
yine bir toplum düşünün, bizzat uyarmanıza rağmen, neredeyse uyardığınız için
suçlu ilan ediliyorsunuz.
Nereden nereye?
DİĞER
Cevabın kalitesi soruya bağlıdır. Ne
kadar ekmek, o kadar köfte.
Gaz imandandır, derler.
İki travesti arabayla giderken kaza
geçirmişler, biri ötekini çok ince ve işveli bir sesle, "Orkide,
Orkide!" diye hafif hafif dürtmüş. Bakmış ses yok, durum ciddi. Gür bir
sesle sarsmaya başlamış: "Nurettin Abi, Nurettin Abi!".