Arşiv

Active@ Boot Disk v4.1.4 + Hiren's BootCD 9.9 + Acronis BootCD Reanimator 4.2009 + DrWeb Live CD

Boyut: 582 Mb

Bir kurtarma CD'sinde bulunmasını isteyeceğiniz her şey var. Bir kaç tane Windows PE, DOS, onlarca ayrı araç...

Linkler:

part1

part2

part3

part4

part5

part6


MultiBoot Disk'in İçindekiler


Version: 19.06.2009 FINAL
Platform: Windows NT / 2000 / XP / Vista / DOS
Language: English, Russian (Sadece ana menüde Rusça var, problem değil)
MD5: 669154C2B9EB328ED56ED963DCFAB091

 

  • DrWeb Live CD (19.06.2009 )
  • Hiren's Boot CD 9.9
  • Acronis BootCD Reanimator 4.2009
  • Active@ Boot Disk Windows Edition
  • Active@ Boot Disk DOS Edition
  • Active@ Boot Disk DOS Edition

 


Hani uzun yıllar sonunda edindiğimiz bazı tecrübelerimiz vardır ya... Tek bir cümle ile ifade edilecek kadar yalındır, ama bizim için altından-gümüşten ve de kibrit-i ahmerden daha kıymetlidir ya... O tecrübeden uzak birisi için belki anlamsız, belki de saçma bir fikirdir; ama bizim için ölene kadar yolumuzu aydınlatacak bir hayat prensibidir, bir düsturdur ya... İşte yazar, iletişimle ilgili böyle kıymetli tecrübelerinden bahsediyor.

Yazar, "Âyinesi iştir kişinin" sözüne katılıyor, "lafa bakılmaz"kısmının da doğru olduğunu fakat yanlış anlaşıldığını ifade ederek konuya giriyor. İletişimle ilgili tecrübelerini ve görüşlerini bizimle paylaşıyor.

Dili akıcı. Hatta yazı dilinden çok konuşma diline benziyor. Bu arada bazı cümlelerin dilinin düşük olmasına takılıp fikirlerin yüksekliğinden mahrum kalmayın, derim. Örneklerle, başından geçen hikayelerle de fikirlerini açıklıyor.

Özellikle etkin dinleme ile ilgili söyledikleri benim çok hoşuma gitti. Şu kadar söyleyeyim; eğer burada kitaptan sadece bir yeri alıntı yapacak olsaydım, 'Etkin Dinleme Becerisi' kısmını alırdım. Ha bir de Terence'in sözü...

Alıntılar

"İnsanlara nereye gideceklerini söyleyip, oraya nasıl gideceklerine kendilerinin karar vermelerini sağlarsanız, alınacak sonuçlara hayran kalırsınız." [General George Patton]

"Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir."[Mevlana]

"İnsanoğlu bir gariptir, her sözü kaldırmaz.
Eşek dersin kızar, binersin hiç aldırmaz." [bilinmiyor]

Mesajın Doğru Kodlanması

Mesajın kodlanması, kitle iletişiminde de önemlidir. Zaten iletişim profesyonelleri bu kodlamayı büyük bir ciddiyetle ve hassasiyetle yaparlar. Yaparlar yapmasına ama bazen onlar da çuvallarlar.

Bir reklam vardı, fındık reklamı. Çoluk çocuk bütün ülke insanının ağzında o reklam sloganı: "A-ga-ni-gi, Na-ga-ni-gi". Hatırladınız umarım. O kadar profesyonel bir reklam ama reklam yayınlandıktan sonra fındık satışlarında yükselme bir yana düşüş gözlendi. Zira insanlar kuruyemişçiye gidip yüz gram fındık istemeye utanır oldu.

"Ağabey 100 gram fındık."

Kuruyemişçi bıyık altından tebessüm edip: "Aganigi naganigi..."

"Yok ağabey, kolestrolü de düşürüyor... Neyse kalsın."

Mesaj doğru kodlanmazsa kaş yapacağım derken göz çıkarabilir.

İletişim Türleri

Dünyanın yaratılışından bu yana inançsız insan olmuş mudur acaba?

Dinsiz insanlar olmuş, Tanrı'ya ya da tek Tanrı'ya inanmayanlar olmuştur... Ama onlar da Tanrı'nın varlığını yok sayarak başka bir şeye inanmışlardır galiba. Her inanç sistemi beraberinde bazı iletişim biçimlerini getirmiştir. Namaz kılmak, kiliseye gitmek, ağlama duvarında ağlamak, sinagoga gitmek ya da bir ikonun, bir ineğin önünde eğilmek... Bütün bunlar da birer iletişimdir. Yani metafizik iletişim.

Cinsellik de bir iletişimdir. İnsanların tensel ve duygusal birleşmeleri bir iletişim biçimidir.

Yolda giderken bir yemeğin kokusunu hatırlamanız da bir iletişimdir.

"Kahkaha, içsel bir koşudur." [Norman Cousins]

Beden Dili

"Gülerken göbeği oynamayan adamın samimiyetin inanmam." [Çin Atasözü]

Dilinizin söylediği ile yüreğinizin söylediklerinin yüzünüze yansıması gerekiyor. Allah insan yüzünü "kendi varlığının bir yansıması" olarak ifade ediyor. Öyleyse yüzümüz iletişimde daha sorumlu.

Yüz

"Beyefendi bana bir küfür eder misiniz?"

Adam şaşırdı. "Estağfirullah hocam, nereden çıktı bu?" dedi. Şaşkın vaziyetteydi.

"Sabahtan beri yüzünüzle bana küfür ediyorsunuz." dedim usulca.

Biraz mahçup oldu adam. "Hocam" dedi, "Benim yüzüm böyledir, ne yaptıysam değiştiremedim."

"Değiştirmen gerekiyor." dedim, yumuşak bir ses tonuyla... "Hiç bir şey bilmiyorsan 'ce' de!"

Adam bir "ce" dedi, bıyıklarının altından gözükmedi. Oysa benim dediğim "ce" dudak kenarlarının kulaklara doğru gittiği "ce" idi. Neyse...

İkinci günün sonunda o beye "ce" dedirtmeyi başardım.

İnsan yüzü çok önemli.

Tabi her yüzde anında tepki almak mümkün olmuyor. Ben bir profesör ağabeyime bir fıkra anlatmıştım günün birinde, hoca üçgün sonra gülmüş hem de katıla katıla...

Gözler

Bir ressam arkadaşa sordum. "Bir portre çizerken en çok nerede zorlanıyorsunuz?" "Gözlerinde" dedi ressam dostum, "Çünkü gözlerdeki mana insanı insan yapıyor."

Ölçülü Tepki Vermek

Geçenlerde tramvayla yolculuk yaparken orta yaşlı bir adamın sürekli olarak bana baktığını fark ettim. Bir dakika, iki dakika, üç dakika...Baktım bakış devam ediyor. "Herhalde birine benzetti." dedim içimden. Sonra ben de başımla selam verdim ona. Selamı verince aniden başını çevirdi. Meğer şaşıymış, bana bakmıyormuş ki... Siz yine de hoşlanmadığınız davranışlara ölçülü tepkiler verin ve sonuca ulaşın.

Dokunmak

Çocuk, anne ve babayı dokunma ile hisseder. Bir ast, kendisine dokunan üstüne her zamankinden daha fazla bağlanır.

Tabii dokunma da kültürden kültüre değişmektedir. Türkiye'de hemcinslerin birbirine dokunması yaygın iken batıda bu olay tam tersidir. Batılıların bir çoğu hemcinslerine fazla dokunmaz, ama bunun yanında karşı cinslerin birbirlerine dokunmaları yaygındır.

Dış Görünüş

Dış görünüşün de bir dili vardır ve insanlar ilk kez karşılaştıkları bir insana ilk notu dış görünüşten verirler. Karşı tarafın dış görünüşte ilk dikkatini çeken bölgeniz ayaklarınızdır. Sonra da ayakkabılarınız.

Sizin gibi, benim gibi biri...

"Yazıyı Sümerler buldu." Doğru... Ama hiçbir zaman bir milyon Sümerli bir araya gelip yazıyı bulmadı ki... Bir tane Sümerli çıktı sizin gibi benim gibi ya da başkaları gibi bir tane adam ve dedi ki:

"Arkadaş sen konuşuyorsun, ben konuşuyorum, bu böyle olmuyor. Bu problemi kökten değiştirecek bir çözüm bulalım ve semboller ile duygularımızı düşüncelerimizi anlatalım."

İşte böylece yazı bulundu, dünya değişti. Bugün yazı olmasaydı, dünya üzerinde bir çok medeniyetin gelip geçtiğini, yaşlı dünyamızın bir çok medeniyeti eskittiğini söyleyebilir miydik? Söyleyemezdik tabii.

Baktığı Tarafa Dönmek

Vücudumuzla nereye yöneldiğimizi belli etmek çok önemli.

Genellikle bu noktada çok büyük hatalar oluyor. Mesela biri bize seslendiğinde sadece başımızla ona döneriz. Oysa seslenen arkadaşa bütün vücudumuzla döndüğümüzde, onu daha fazla etki altına alma, onunla daha iyi iletişim kurma şansımız olabilir. Hem bu, muhatabımızı ciddiye aldığımızı gösterir.

Güveni Korumak

İnsanlara karşı yıkıcı ve gereksiz eleştirilerde bulunmak, karşımızdaki insanlara öğüt vermek ve onları ikna etmeye çalışmak, bir şeye şiddetle karşı çıkmak, hemfikirmiş gibi görünmek ya da yorum yapmak da iletişimde güven azaltan unsurlardır. Yalan söylemiyor olabilirsiniz ama insanların güvenini kaybetmemeniz için bu uyarılara da kulak asmanız gerekiyor.

Bebek Masumiyetinde İletişim

"Ondan bir aynaya bakar gibi insanların yaşamlarına bakmasını ve kendisine diğerlerinden örnek almasını istedim." [Terence, MÖ 190]

Acaba zaman zaman insan olduğumuzu unutuyor ve kendimizi çok mu abartıyoruz? Yüksek başlıklı koltuklarımızda, büyük masalarımızın arkasında, arabaların içinde, lüks evlerimizde ve bütün dünyaya sahip olsak da hüç tükenmeyen ihtiraslarımızda...

Seçici Davranmak

Toplumlar iki bileşenden oluşur: Kitleler ve azınlıklar.

Kitlelerin dini, ruhu, şuuru, mantığı, amacı, hedefi yoktur. Kuru bir kalabalıktır ya da daha kaba bir tabirle yığındır. Kitlelerin bir tek dertleri vardır: Az üretmek ve çok tüketmek, durmadan tüketmek. İletişim profesyonelleri bu gerçeğin (bu zaafın mı demeliyim?) farkında oldukları için mesajlarını kodlamada bu hassas noktaları göz önünde bulundururlar.

Kitlenin dışında kalan toplum kesimi ise azınlıklardır.

Azınlıklar; düşünen, sorgulayana, insani değerleri olan kişilerdir. Bu kişiler, kitle iletişiminde iletişim profesyonellerinin gönderdiği mesajlardan hemen etkilenmez, sorgulayarak ve elimine ederek mesajı alırlar. Yani seçici davranırlar.

Kelime Dağarcığı

Türkçe'de doksan bin kelime var, ama bugün istatistiklerin sonucuna baktığımızda bu ülkenin üniversite mezunları, üniversitelerin de sosyal bilimlerinden mezun olanları üstelik, günlük hayatlarında beşyüz kelime ile konuşuyorlar.

Bitmedi. Üniversitelerin fen bölümlerinden mezun olanlar ise dörtyüz kelimeyle konuşuyor. Ve fecaate bakın ki, lise mezunu bir kadın günlük hayatında ikiyüz kelimeyle konuşuyor.

Konuşmak

Konuşmak insana aittir ve kaçınılmazdır. İnsanın, insana insanı anlatabilmesinin, yani iletişimin en sesli olanıdır. Bundan dolayı da konuşmak kaçınılmazdır.

Etkin Dinleme Becerisi

Etkin dinleme becerisi, kişinin öncelikle empatik düşünme becerisini geliştirmesiyle pekişir. Empatik dinleyici, mesajın önyargı vb. etkenlerle tahrif edilmesine izin vermeden, doğrudan mesajın kendisine ulaşır. Böylelikle kişi, mesaj hakkında daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilme imkanını elde eder.

Alıcının mesajı tam olarak anlayabilmesi için mesajın içerdiği anlamın yanısıra, mesajdaki duygusal öğenin de farkına varabilmesi gerekir. Çünkü çoğu kez, mesajın içeriği mesajın altında yatan duygulardan çok daha önemsizdir. Bu yüzden, karşı tarafın mesajını anlayabilmek için, mesajın altında yatan sözkonusu duyguyu sezebilmek gerekir. Mesajla ilgili duygusal öğeler de daha çok ses tonu, mimikler ve beden hareketleri gibi sözsüz iletişim unsurlarıyla dile getirilmektedir. Bu unsurların her birine dikkat edilmesi, mesajın tam olarak anlaşılması ve etkin bir dinlemenin ortaya çıkması için şarttır.

Alıcının gönderdiği mesaja karşı erken sayılabilecek değerlendirmelerde bulunması, etkin dinleme faaliyetini olumsuz etkiler. Böyle bir tavır, aynı zamanda karşı tarafın savunmacı bir tutum takınmasına da yol açacaktır. Değerlendirildiğini ya da eleştirildiğini düşünen kişi rahatsızlık duyacak elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabası içine girecek ve gösterdiği performansı tatmin edici bulamadığı zaman da iletişim kurmaktan kaçınmaya başlayacaktır. Bununla birlikte mesaj gönderenin, olumlu tepki aldığında da suni tepkiler göstermesi ve iletişim sürecini olumsuz etkilemesi olasıdır.

"Eğitim, hemen hemen herşeyi öfkelenmeksizin ve kendine güvenini kaybetmeksiniz dinleme yeteneğidir." [Robert Frost]

Başkalarının Hikayesine Önem Vermek

"Konuşma sanatını bilen adam düşündüklerinin hepsini söylemez, fakat söylediklerini düşünür de söyler."

Aristoteles'in tavsiyesi yabana atılır bir öneri olmasa gerek. Çünkü insanlar eleştirilmekten de çok hoşlanmıyor. Yani en fazla eleştiriye açık olduğunu söyleyen insan bile toplum içinde eleştirilince önemli ölçüde rahatsız oluyor. Mesela birisini toplum içinde bozuyorsunuz... Adam çıkmış konferans veriyor... Oradan sesleniyorsunuz: "Hey Ali, kardeşim fermuarını çekmeyi unutmuşsun!" diyorsunuz. Ali'nin gerçekten de bir dalgınlık eseri olarak kürsüde fermuarı açık. İnsanlar içinde bunu ifade ettiğinizde bundan dolayı bozuluyor, üzülüyor, arkasını dönüyor, fermuarını çekiyor. Ali, ömrünün sonuna kadar senin fermuarını açık bırakacağın günü bekliyor. Yani insanlar bu konuda bir gayret sarfederler. Eleştirildikleri için aynı eleştiriye benzer bir noktada sizi de eleştirmek isterler. Ve bu açığı bulurlar da nitekim. İnsanların onuruna önem vermek, değer vermek lazım. Her insanın bir fikri vardır. Her insanın bir hikayesi vardır ve her insanın hikayesi kendince önemlidir. Sizin için önemli olan hikaye başkası için belki çok şey ifade etmez. Ama o hikaye, sizin için çok önemlidir. Bundan dolayı insanların hikayesine önem vermek lazım.

"Mutluluk; maldan, mülkten değil, bizim bunlara verdiğimiz değerden gelir. İşinizden değil, işiniz karşısındaki tutumunuzdan gelir. Başarıdan değil, bu başarının elde edilmesiyle ulaştığımız gelişmeden gelir." [Storm Jameson]

Başarılı İletişim için Değişim Şart

Tıpkı Prof. Dr. Arman Kırım'ın dediği gibi "Mor ineğin akıllısını yaratmak zorundayız." Delilikle ilgili birçok tanım okudum bugüne kadar. Ama bir tanesi çok hoşuma gitti. "Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek, deliliktir."


Bugün bir yolculuk yaptım ki, değme yolculuklara benzemez. Her zaman bulunacak cinsten değildi yani... Bana yazı malzemesi oldu, bir bakıma iyi de oldu hani... Fazla meraklandırmadan konuya geçeyim.

Efendim! Bir arkadaşın yanına gidiyorum, yarı yolda arkadaşım aradı ve işi çıktığı için bugün gelmememi söyledi. Kendi kendime "Daha önceden arasaydın ya!" derken hesapta olmayan bir işim yüzünden randevu saatini geçirmiş olduğumu fark ettim. Buradan da iki şey öğrendim: 1) Geç kalacaksan haber ver. 2) İptal edeceksen vakitlice haber ver.


Durakta

Maceramız bundan sonra başlıyor. Macera dediysem çok bir aksiyon beklemeyin ama... Eve dönmek üzere gittim, durakta bekliyorum. Diğer insanlar gibi asık suratlı zombi maskemi taktım tabi... Herkes gibi... Çok ciddiyim, gülmüyorum, olabildiğince mutsuz ve hayattan umutsuz duruyorum. Otobüs gelecek, ben de altına atlayıp öleceğim sanki o kadar... E, ne var bunda şaşıracak? Toplumda bu bir standart!

Ayrık fertlerden müteşekkil biz 'duraktakiler' kâh içimizden kâh açıktan üfleye püfleye 'Kara Tren' misali geciken otobüsü beklemekteyiz. Zaman zaman sanki otobüs gelse görecekmişiz gibi öne yaklaşıp yola bakıyoruz. Otuz saniye sonra önünde duracak otobüsü görsen ne, görmesen ne? Ama insanlara aktivite oluyor tabi, orası iyi...

Nihayet beklenen koca gövdeli teknolojik nimet, vefakâr-cefakâr bir hayırsever suretinde önümüzde demir atıyor. Kuyruk, sırayla otobüsün içine akıyor. Pişkin pişkin araya kaynayanlara ise pek kulak asılmıyor. Nasıl olsa az sonra herkes pişecek güneşten... Sen pişkin, ben pişkin, dostluk güzel, kavga çirkin...

 

Otobüste

Güneşin koordinatlarına bakılarak yapılan ince astronomik hesaplarla oturulacak koltuklar seçiliyor. Tabi ki bu, önden binip de seçme şansı olanlar için. Bir taraftaki çiftli koltukların hepsine birer kişi oturduktan sonra ağız birliği etmişçesine diğer taraftaki çiftli koltuklara birer kişi oturuyor. Kimse bu gizli yasayı çiğneme cüretinde bulunmuyor. Buna sözlü yasa da diyemiyorum, çünkü kimsenin böyle bir şey hakkında konuştuğu vaki değildir, zannediyorum. Tekli oturma imkânı kalmayınca kalan boşluklar dolduruluyor tabi...

Ve otobüs hareket ediyor. Trafikte duraksamadan ilerlemek mümkün olamadığı için nazlı nazlı süzülerek ileriki duraklara varıp bir kelebek edasıyla kona kona aramıza yeni yolcular katıyoruz. Bu arada otobüs içi popülasyon arttıkça yeni sorunsallar zuhur ediyor. Örneğin yaşlılara yer vermesi beklenen 'zamane' gençleri. Ben de kendini genç hisseden biri olduğuma göre, karşıdan sallana yıkıla adeta yuvarlanarak yaklaşmakta olan teyzeye yer vermek üzere huşu ve vakarla yerimden kalkıyorum. Gerçi cam kenarında pişiyordum, teyze de sıcaktan nasibini alacak, ama "Nasıl olsa az sonra otobüs dönünce gölgeye gelir, ferahlar." diyerek niyetimin samimiyetini kendime dikte ettirmek suretiyle iç ve dış bütünlüğümü koruyorum.

Sonra otobüsün içini bir kolaçan ediyorum. Henüz çok kalabalık değil, yani hala birbirine temas etmeden durabilen bazı insanlar mevcut. Ortadaki koltuk bulunmayan geniş alanın en konforlu kısmını yine birkaç genç kapmış. Önceden tanışmakta oldukları anlaşılan genç kız, maço tavırlı delikanlıya inceden inceye kur yapıyor. Delikanlı pek yüz vermez bir intiba uyandıracak şekilde de olsa kızla bir-iki ilgileniyor. Arkadaşlarının yanında bu ilgiyi görmek genç kızı oldukça mutlu ediyor. Yüzündeki ifadeden kendisinin 'ayrıcalıklı kişi olduğunu düşündüğü' ve buna sevindiği anlamını çıkarıyorum. Bunu niye anlattım? Çünkü az sonra bu kız bayılacak. Bayılacak bayılmasına ama sıcaktan mıdır, yoksa az önce bayıla bayıla baktığı delikanlının ilgisini celp etmek maksadıyla düzülmüş bir tezgâh mıdır, ben emin olamıyorum. Belki de çok kötü düşünceliyim. Ama öyleyse tezgâh maksadına ulaşmış oldu. Neyse bunu boş verelim.

 

Kaza

Sağ olsun Güneş, bize varlığını yolculuk boyu unutturmamaya kararlı. Trafik desen, kader arkadaşlarının çileli kervanı… Üstüne karşımıza bir de kaza çıkmasın mı? İşte bu sürpriz hediyeyi alınca anlıyorum ki, yalnız değiliz. Bugün felek de bizimle bir şekilde ilgileniyor. Dışarıda kaza olunca ne olur, insanlar ne yapar? Evet, doğru cevap! Herkes kafasını kaza olan cenaha doğru burar. Biz de sürüye uyalım, biz de kafamızı buralım. Gerçi bir şey gözükmüyor, ama olsun topluma uymak lazım canım. Ama benim böyle zamanlarda kafamı tam aksi istikamete çeviresim gelir nedense...

Serseri gözlerim otobüs içinde yaramaz çocuklar gibi bir o yana bir bu yana koşturup dururken en arka koltuktaki bir teyzeye takılıyor. Teyze kemal yaşını ziyadesiyle geçmiş ve elinde bir şey tutuyor. Nasıl da şefkatlice tutmuş, torunu mu ne? Hayır, hayır! O bir kitap. Teyze kalınca bir kitap açmış; sıcağa, yola, kazaya, gerilen sinirlere ve de yaşına aldırmadan okuyor. Takdirle ve gıptayla bakıyorum. Sonra önüne sürülmüş çeşit çeşit ve onlarca yapay uğraşlar, sahte duygular sebebiyle aklı bir karış havada gezen gençlerimize (kendimi de hariç tutmayarak) biraz acıyorum, biraz da "Bakın, görüyor musunuz?" diyorum içimden.

 

Yürüyüş

Bu arada trafiğin sebebinin "yürüyüş" olduğunu öğreniyoruz, otobüs içerisindeki dedikodu gazetesinden. Hemen akıllara sorular geliyor; kim yürüyor, niye yürüyor? Bu sıcakta yürünür mü? Daha serin bir vakit bulamamışlar mı? Mesela bizim evin yakınında hep sabah güneş yeni doğarken falan yürürler. Bu sıcakta yürüyenlere de yazık ama... Biraz daha hızlı yürüseler bari...

 

Kapışma

Mevhum yürüyüşün etki sahasında bulunan yolları nihayet geçip psikolojik olarak biraz rahatlıyoruz. Ama bugün felek belli ki pek bir şakacı… Önümüze Mercedes'li bir kodaman çıkıp bize kafa tutuyor. Belki de en öndeki diyalog kulaktan kulağa geçince arkaya öyle ulaşıyor, bilemiyoruz. Ama olsun, Türk milleti tepkisiz kalacak mı sandınız? Herkes bulunduğu yerde yukarı doğru hafifçe bir sıçrama hareketiyle tepkisiz olmadığını belirtiyor. Rüku ve secde yapmak mümkün olmayan bu ortamda tepkilerini ima ile dile getiriyorlar yani... Hatta arkalardan orta yaşlı iki beyefendi "Gapıyı açsın da temiz bi ton zopa atak" diyerek tepkilerini daha bir asil ifade ediyor. Kim demiş benim necip milletim koyundur, tepkisizdir diye. Sadece tepki tarzı biraz farklı olabiliyor işte...

 

Son Durak

Kısa bir ağız dalaşından sonra yola devam ediyoruz. Bu arada inenler, yerlerini ayaktakilere bırakıyor. Yalnız iki şey dikkatimi çekiyor. Birincisi boşalan çift koltuğun koridor tarafına oturarak yanında ayakta dikilmekte olan gence lisan-ı haliyle "Benim yanıma kimse oturmasın, istemiyorum." diyen orta yaşlı hanımefendi. Bir de otobüs neredeyse tamamen boşaldığı zaman bile baştan beri beklediği nöbet mahallini terk etmeyen biraz önce bahsi geçen delikanlı.

Sağ selamet son durağa varıyoruz. Otobüs şoförlerine de içtenlikle sabır diliyorum.

Etiketler : Otobüs Şoför Gözlem Kavga
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Lütfen söyleyeceklerimi alabildiğine geniş anlayın; kalıplara, şahıslara, cinsiyetlere sıkıştırmayın lütfen...

Şöyle gönlüme göre birini sevemedim bir türlü... Kime baktıysam bakışlarım yarım kaldı. Tam da temiz temiz aşk şiirleri düzerken yücelttiğim, melekleştirdiğim ve adeta noksanlıklardan tenzih ettiğim o insanın eksik tarafları gözüme ilişmekte gecikmedi. Sanki "Onu sevme, o senin kalbini dolduramaz!" diyen lâhûtî bir mesaj gibi...

Hoş, gönlüm de her gördüğüne konmadı gerçi... Ama ne bileyim? Belirsiz bir bağa bağlanmak, sayılı dakikacıklarını bir hiç uğruna akla ziyan bir şekilde feda etmek ve sonra bunun adına 'aşk' deyip üstüne üstlük hiç toz kondurmamak ahali arasında trend olmuş. Kitaplar, şiirler, klişe tavırlar, sosyal normlar, neler neler... Bu arada mesleği 'riya' olan televizyonun adını bile yaklaştırmak istemiyorum 'aşk'ın temiz adının yanına.

Hep içimdedir ve aşk şiirleri yazarken de içimdeydi: "Böyle bir aşk dolduruşuna gelip de olmayan duyguları oldurmaya zorlama sıkıntısını kendime reva görür müyüm acaba?" Hâlbuki ben seveceksem 'gerçekten' sevmek isterdim.

Yapmacık işleri oldum olası sevmem. Aslında bunun fıtrattan gelen bir şey olduğunu düşünüyorum, bana has değil. Her insanın sezgisel olarak bileceği ve anlayacağı bir şey olmalı bu yapmacıklık/samimiyet ayrımı.

Her hangi bir işte, bir sözde hatta bir bakışta yapmacıklık varsa eğer; insan bunu aklen idrak edemese ve hatta o anda o sözün/bakışın farkına varamasa bile belki adına ruh diyeceğimiz bir parçasıyla, belki de başka bir melekesiyle ondaki yapmacıklığı 'sezecektir'.

Tam aksine; ta gönülden gelen bir bakış sayesinde bir anda, yıllanmış buzlar hemen çözülüverecek, bütün bütün taşa kesmiş zavallı yürekler hıçkırıklarla kopup gelen bir duygu seline kendisini kaptırıverecektir. Bir 'an' işidir, eğer tam bir samimiyet varsa...

Ne diyordum? Öyle temiz bir sevgi arayışından bahsediyorum işte. Ama kitaplarda ve şiirlerde destanlaştırılmış efsanevi aşk hikâyeleri bizi etkisi altına almış maalesef. Bizi, sizi, her ırktan her görüşten bütün insanları, hepimizi... Hani şaire içten içe kızardım, "Olur mu öyle şey?" derdim de, demek ki tecrübe konuşuyormuş diyorum şimdi:

"Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır.
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır." 
[Bedri Rahmi Eyüboğlu]

Bu zararlı etkiden kurtulup gerçekten safiyane, gerçekten 'gerçek' bir sevgiyi yaşamak nasıl mümkün olur? Kitapları mı yakalım? Ya da kapatalım, en azından bir süre okumayalım. Altını deşsek mide bulandırıcı haşeratlar gibi -kibarca şöyle söyleyeyim- masum olmaktan çok uzak bir yığın karanlık duygu bulacağımız kendi sözde sevgilerimizi, Mevlânâ'ların gönüllerini ufuksuz ummanlara çeviren ilahi sevgiyle karıştırmayalım. Bir de o emsalsiz büyüklerden alıntılar yapıp üzerimizde iğreti durmuyor sanmayalım ha! Deli gönlümüze kaymak yedirmeyelim.

Sonra beni hep düşündürmüştür: Kocaman kocaman laflar savrularak allanıp pullanan sevgililer, gün olup yollar ayrılınca en azılı bir düşman yerine konuyor; "Eski sevgiliden dost olmaz!" deniyor.

Bu nasıl bir sevgiymiş ki; seni sevdiğine benzetmek, onunla hemdem etmek, bir akılla düşündürüp bir kalple yaşatmak şöyle dursun; sevdiğini iddia ettiğin kişiyi insanlığın en aşağısı, yüzkarası ve bir imalat hatası olarak görmene engel bile olamıyor.

Ya biz bilmiyoruz sevgiyi, ya onlar... Bu işte bir iş var!...


ÜZÜLME BE YİĞİDİM!

Üzülme be yiğidim! Gerçekten üzülmen gerekmiyor.
Avutmuyorum seni, kuru bir teselli değil, inan bana!
Sende bulunanlardan mahrumdur onlar baksana,
Onlar bilmiyor, çözemiyor; akılları ermiyor

Üzülme! Sevginin hasını hiç görmemişler ki...
Sevgi derlerse, sevgiyi küçümsüyorlar belli ki!
Ve açamamışlar bağırlarını hiç tanımadıklarına
Geniş görememişler, insanca bakamamışlar insana

Üzülme! Hem senin gibi değil üzüntüleri, isyan dolu...
Öyleyse üzülürken de sevinmelisin, sana ne mutlu!
Sevmeyi ve üzülmeyi bilmeyen, ne kadar insandır ki?
İnsan olduğunu unutanlar için de sen üzüleceksin değil mi?

Üzül be yiğidim, üzül!
Böyle güzel oldukça hüzün...

MD - 28 Haziran 2009 

DERT SÖYLETİR / KALP DERDİ

Dert söyletirmiş ya! Herkesin bir derdi var.
En büyük sözleri söylemiş, derdi büyük olanlar...
İnsanda nice tuhaf hususiyetler mündemiç;
Kalbe kırk katardan akar dert ve sevinç...

Vücut ülkesinin sultanı kalpmiş, muhakkak!
Bir kapalı kutu ki, ondadır visal ve firak.

Gözden perde kalksa da görse kendi sığlığını,
Utanarak baş eğer, kalpten kabulle çiğliğini.
Aczini bilen, bildikçe azad oluyor bağlardan.
Akıl prangalıyken, aşar mı ulu başlı dağlardan?

Ah yollarım! Gizli-âşikar engellerle bezeli
Hangi akılla seçmeli çirkin ile güzeli

Başka makamda okuyacaktım bu besteyi belki,
Sonu gelmeyen ‘Bu, son!’lar bıraksaydı beni...
Dönüp dönüp düşülen çukuru kapatmak vakti şimdi!
Bütün bütün harap olmadan kurtarmalı kalbi...

MD -28 Haziran 2009

Etiketler : Kalp Acziyet Dert
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

ÜÇ VAKTE KADAR

Fal değil söyleyeceklerim, gerçek!
Bir bir çıkar üç vakte kadar...
Hayal değil, hepsi gerçekleşecek!
Tarih yazar üç vakte kadar...

Rüzgara emanet yaşayan bakar
Keskin bir hakikat burnunu yakar
Teptiği genişlik canını sıkar
Hayattan bıkar üç vakte kadar

Dönenler aynı ökçeler üzerinde
Aslına rücu ederler yine
Tenziller hemen döner terfiye
Bitim yerinde üç vakte kadar

Boş kafalar tokuşur ahenkle
Boş gönüller gömülür çelenkle
Boş gözler dolar mavi renkle
Hürmetler yenilenir üç vakte kadar

Adı anılmazlar kıymete biner
Padişahlar atından iner
Işık gelir fosforlar söner
Mecaz hak olur üç vakte kadar

MD - 22 Haziran 2009

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

GECELER

Geceler varmayın üstüme kara kara!
Kararlıyım, sizin şiirinizi yazmayacağım.
Birazdan Güneş gelecek imdadıma,
Tenimi yaksa da artık kızmayacağım.

Alev alev tutuşacak etekleriniz, ilkin.
Diyar diyar kaçıracak bu korku sizi.
Güneşsiz diyarlarda da durmayın sakin;
Sahte güneşler bırakmaz peşinizi.

Sonra, zülüflerinizden daha koyu
Karardıkça kararacak hıncım.
Boğuşacağız sizinle bir ömür boyu,
Hesap soracak benden inancım.

Parladıkça güneşin şatafatlı hükümranlığı
Ve gördükçe insaniyetsiz insanlığı
Dönüp yine sizi arayacağım boşlukta;
Nereye kaçtınız şu küçük yuvarlakta?

Devran dönecek, güneşe sürgün fermanı…
Belli değil, kimdir bu zaferin kahramanı?
Nihayet size kalırken tüm mirası gündüzün
Sessizce sokulur yanıma eski bir hüzün.

Güneşten saklı dertleşiriz onunla,
Size de ayandır o mahrem heceler.
İtirafa mecbur kalırım sonunda
Düşmanım değilsiniz dostum geceler!

MD - 18 Haziran 2009

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

ÇİLEK DALLARI

Örter gibi gizli kapaklı halleri
Kapanmış çileğe çilek dalları
Karıştırmak istemez yabancı elleri
Dokundurmaz çileğe çilek dalları

Kutsal duygusuna şahit topraklar
Derdinden çiçeğine bak, düşmüş aklar
Güneşten gıdalanır, güneşten saklar
Kıskanır çileği çilek dalları

Göklerden kaçıp da yerlere yaslı
Sükutundan bil onu, belli ki hisli
Mahrem kuytusunda meyvesi süslü
Seyreder çileği çilek dalları

Yeşille kırmızı bir tuvale boyanmış
Dallarda ahenk bir tezata dayanmış
Gözünde çiğ damlası, seherde uyanmış
Avutur çileği çilek dalları 

Göz nuru bağrında yakmış da ateş
Ezelden razıdır, olmuyor serkeş
Bağrına, sanki serin sulara eş
Basıyor çileği çilek dalları

MD - 15 Haziran 2009


Etiketler : Kıskanmak Dert Tezat
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Bir yazı yazmalıyım alnıma...
Tek bir cümleden ibaret olmalı alın yazım.
Her kelimesini yaşamalıyım. 

Bir yazı yazmalıyım alnıma...
Ezelde benim için yazılmış o cümleyi,
Elimle koymuş gibi
Bulmalıyım 'kitap'tan...
Bu ezelî senaryoyu oynarken hiç 'çabalamadan',
Her bir kelimesine hayretle bakmalıyım bir yandan...

Diğer yandan,
Beynim zonklamalı ve kasılmalı pazularım.
Kalemime dokunduğum her an yorulmalıyım.
Çünkü 'bir cümle' yazmaktayım;
Kelimelerini sözlükten tek tek
Ve özenle seçerek...
Tek cümle yazmalı;
'Cümle'nin tecrübesini barındırmalı...
Bir cümle ki, 'Cevâmiu'l-Kelim'den beslenmeli ve 'sulanmalı'...

Cümleme bir fiil bulmalıyım evvelâ,
Yüce bir eylem olmalı.
Doğal olmalı, zorlamasız...
Herkesin rağbet ettiği bir fiil olmalı,
Herkesin gıpta ettiği, takdir ettiği...
Ama 'herkesin eylemi' olmamalı!
Belki takdir de edememeli herkes...
Evet, evet! Takdir beklememeli,
Takdir de edilememeli zaten...
Anlaşılamayacağını çok iyi 'bilmeli'.

Bir fiil, bir fiil...
'Yaşamın anlamı' olmalı o fiil...
Hem canlı kanlı 'yaşamalı';
Herkesten daha dolu,
Herkesten daha doğru...
Hem de iyi 'anlamalı'
Bir yandan, sonuna kadar yaşamışçasına kendinden emin,
Diğer yandan, hiç yaşamıyormuş gibi bağlardan azade...

'Bilmeli'
,
Ama bilir gibi az değil, 'inanır' gibi...
Kenardaki çer-çöpe sarılmamalı,
Korkarak kıyıda durmamalı,
Bu okyanusa dalmalı...

Ve bir özne bulmalıyım,
Noktalanacak bir cümlenin öznesi olmaktan ibaret kalmamalı.
Cümlenin de, kâinatın da öznesi olmalı...
Öyle bir özne ki, nesnesini özne kılmalı...
O kadar âşikâr olmalı ki, gözden kaybolmalı...

Bir özne...
'Ben'den daha yakın, ama 'benlik'ten uzak...
Ve 'sen' kadar da samimi ve sıcak...
'Biz' kadar ait olmalıyım ona, 'siz' kadar hürmetkâr...
'O' dediğimde kanım akmalı hızlanarak...

Ve nesnesi de 'ben' olmalıyım bu cümlenin.
Dedim ya, adeta özne gibi görünmeliyim ...
Ben bile zannetmeliyim ki, özne benim...
Gözlerimi kapattığımda her zerremde onu hissetmeliyim.
Açtığımda yedi kat semadan, yine bu dünyaya inmeliyim.
Asıl özneyi öyle 'yaşayarak' simgelemeliyim.

Nesne olmalı, fakat 'nesnel' olmamalıyım,
Çok açık olmalı safım,
Tarafımı sıkı sıkı tutmalıyım.
Avuçlarım patlamalı sıkmaktan,
Kemiklerime karışmalı 'tarafım'...
Ve artık 'saf' da, 'taraf' da ben olmalıyım...

Öyle benimsemeliyim ki, bende benlik kalmamalı;
Öznesi 'ben' olan cümleler, artık problem olmamalı.
Öyle özümsemeliyim ki, özüm olmalı benim muhatabım...
Öyle özümsemeli ve 'öteki'leri hesaba katamamalıyım...

Baştan aşağı,
İçten dışarı
Dokuz yüz kat derinden hayrete dönmeli,
Özümseyememiş 'öteki'lere bakışım...
Ve sonra ürkmeyi de,
Korkmayı da,
Özümsemeyi de,
Mesafeleri de unutmalıyım...

Ve nihayet bir nokta koymalıyım.
İstemeyerek, 'burnu sürterek' bir dokunuş olmamalı.
Secdesini vecd ile ikmal etmeli
Kalemimin alnı...
Kalanlara vasiyetini bir selamla sunmalı.
Halka hitap eden hâlinin küçücük bir şerhi mesabesinde,
Defterini kapamalı sükûnetle...
Tarifsiz bir noktada âlemlerin sırrını
Kodlamalı sühûletle...
Yalpa yalpa daha
Çok şey konuşacakken
Sözü kesilir gibi değil; öyle aceleyle, âniden...

En sonunda, 'sonsuzluk' duygum tatmin olmalı,
Doymalıyım!
Noktayı koyduğumda Cennet'lere dönüşmüş olmalı sadrım...
Sadrımı her lekeden ârî,
Her bağdan hâlî
Kılmış olmalıyım.
Fazlalıklardan arınmış bir 'tam' olmalıyım.

Bir sonlu cümlecikle sonsuzlara kavuşmalı başım...
Bir an uyumaz,
Asla unutmaz,
Katiyyen bırakmaz
O dost olmalı artık arkadaşım...
Alnıma bir yazı yazmalıyım...

MD - 12 Haziran 2009


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kişisel
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Herkesin geriye bakıp da özlemini çektiği günler olmuştur, muhakkak.

Güzel günler...

Arı-duru, berrak günler...

Hani şu "Hey gidi günler!" gibi günler...


İçten, riyâsız, bir o kadar da fütursuz,

Kendi gözünde pür-kusur, insanlar gözünde kusursuz,

İçindeki düşmanın, huzurda edebi bozma potansiyelinden daima huzursuz,

Ve bu sebeple harp meydanında bulunma rikkatinde titizlikle yaşanan günler...

Sonra tabiri caizse insan kaşarlanıyor. O berraklığı, o samimiyeti arıyor. O günleri hatırlayınca başını eğiyor, durgunlaşıyor.

Ve ölmüş bir dostu özler gibi özlüyor o günleri... Çünkü elini uzattığı hiçbir dalda, ama hiçbir dalda, ne o samimiyetin lezzeti gibi bir lezzet bulabiliyor, ne de kuvveti gibi kuvvet...

Âh samimiyet, âh sâfiyet...


"Neler duydu şu dünyada mevlidine hayran kulaklarımız.
Ne adlar ezberledi ey Nebi, adına alışkın dudaklarımız.
Artık yolunu bilmiyor, artık yolunu unuttu ayaklarımız.
Kâbe'ne siyahlar yakışmamıştır ya Muhammed, bugünkü kadar!"
 [A.Nihat ASYA]


Belki gönül tabiplerinin keskin bakışlarıyla kusurlu, noksan sevme çırpınışları...

Belki mesnetsiz sevgi iddiaları...

Belki insan olmakla bahşolunmuş dost olmabilme istidadının bir kıvılcımı, ışıması...

Belki niceleri mahrum iken bize yekten ihsan edilen 'taş atmadan kuş vuran' sultan sofrasının kırıntılarının kırıntıları...

Öyle veya böyle...

Ama hiç değilse yüzünü güneşten çevirmemek için çırpınan bir 'günebakan' iştiyakı...

Lise defterimin arkasından bir lise hatırası...


Hamdolsun, yetimler ümmettir Sana.
Gelişin, gidişin rahmet cihana.
İttiba eylemek minnettir cana,
Kurtuluş yoludur, ya Rasulallah!

İzine basanlar 'yüz şehid' değer;
İltifat Rasulullah'aymış, meğer!
Ümmetin, gönlüne girmezse eğer,
Girecek yer var mı, ya Rasulallah?

Ehlibeyti sevmek farzdır, Kur'ân'da.
Sen'in sevgindir hem sebep buna da.
Rabbimizi bize Sen bildirdin ya,
Sevgimiz sanadır, ya Rasulallah!

Hasta olan neslin ilacı Sen'sin.
Kararan asırlar siracı Sen'sin.
Ümmetin, Rabbi'ne miracı Sen'sin.
Yolundan başka yol yoktur, Efendim!
Yolundan başka yol yoktur, Efendim!


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Kişisel gelişim kitabı kategorisine konabilir, ama farkı var! Bazı kişisel gelişim kitaplarının yaptığı gibi karşınıza geçip 'şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın' diye uygulanabilirliği az (en azından okuyan için az) direktifler vermiyor.

Kitabın yazarı bir eğitimci (özel bir kurumda öğretmenmiş). Eğitimci olarak yıllar boyunca karşılaştığı hadiselerden örnekler veriyor, bu hadiselerden edindiği tecrübeleri bizimle paylaşıyor. Hangi konularda tecrübeler? En başta eğitim, sonra çocuk yetiştirme, evlilik, nezaket, zaman planlama, sınav başarısı, meslek başarısı...

Benim için hazmı zor olsa da, 'hakkaten öyleymiş!' demek için belki çoğu zaman sütten ağzım yanmalıysa da tecrübî bilgiye büyük önem veririm. Sonuçta ortada yaşanmış, tecrübe edilmiş bir hadise duruyor. Belki yanlış algılanmış, belki yanlış yorumlanmış, ama yaşanmış... Bana ne kadar ters gelse de... Kitap da beni tam bu noktada cezbediyor tabi, tahmin edeceğiniz gibi...

Kitabın adına baktığınızda 'zibidi' bir üslup bekliyorsunuz. Ama öyle olmuyor, dili yeterince seviyeli buluyorsunuz. Hatta sona doğru yazar rengini iyiden iyiye belli ediyor, lafı 'biri zikir, biri fikir, biri şükür' meselesine kadar getiriyor. 

Ve alıntılar:

SAHAYA İNMEK

Bir mafya babası oğluna mektup yazar ve der ki; "Oğlum, iyi bir boks seyircisi olacağına kötü bir boksör ol, sahaya in ve dayak ye. Hayatı seyretmek yerine sahaya inmek ve savaşmak her zaman iyidir."

EVLİLİK

Evli kadının anayasasının değişmez maddelerinden biri de kıskançlıktır.
Hem de değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk bir kaç maddenin içindedir o!
Ve zekâsının büyük bir bölümünü kıskançlık senaryoları kurmakta kullanırlar.
"Nerden biliyorsun?" diye soranlara tavsiyem;
İsterseniz evde otururken bir akşam cennetten ve hurilerden bahsedin.
İkisi de vardır, gerçektir ve haktır!
Lakin ikisi de bu dünyada yoktur!
Diğer tarafta vardır.
Hem de herkesin gitmeyi arzuladığı yerdir orası!
Sorun eşlerinize, hemen hepsi Cennete "Tamam!" diyecektir; ama hurilere hep bir açıklama isteyecektir.

En ideal evlilik, kör bir kocayla sağır bir kadının evliliğidir.

ZAMAN PLANLAMASI

Zamanın ne önemi var. Zaman bizim karar verdiğimiz an başlayan bir süreçtir. Doksan yıl yaşayıp hiçbir şey yapmadan ölüp giden insanlarla, az zamana çok şey sıkıştırmış insanlar arasında bir kıyas yapmak gerekirse, ikincisinin daha fazla yaşadığını göreceksiniz.

Soracağınız ikinci soru; "Bu yaşınıza kadar (henüz çok yıl geçmemiş olsa da) hayatta elde ettiğiniz başarılar nelerdir?" Küçük de olsa mutlaka bir şeyleri başarmışsınızdır. Ve inanın başarıda küçük diye bir kavram yoktur. Kimisi için bir şirketin CEO'su olmak başarı iken, kimisi için mutlu bir aile hayatı kurabilmek çok büyük bir başarıdır. Kimisi milyonlarca insanın karşısında konuşma yapabilmeyi başarı olarak görürken, kimisi ise sevdiği kıza/erkeğe merhaba diyebilmeyi başarı olarak gömektedir. Sizin yapabildiğiniz ve bu güne kadar başardığınız büyük/küçük başarıları sıralayın.

Televizyon seyrediyoruz. Şöyle desem bazıları için daha doğru. Televizyon başında bağlanıp kalıyoruz. Programları seçsek. Daha seviyeli olanları seyretsek. Ya da ne bileyim, seyretmeyi planladığımız program biter bitmez televizyonu kapatsak. Bir diğerinin cazibesinin bizi çekmesine müsade etmesek. İşte size fazladan bir saat daha.

EĞİTİM

Sevgili öğretmenler!
Eğitimde 'öğrenme güçlüğü' kavramının varlığı ve yokluğu sizin gayretinize bağlıdır.
Çocuklar farklı farklı yollardan öğrenebilirler.
Kimileri görerek, kimileri işiterek, kimileri de uygulayarak öğrenirler.
Sizin anlattığınız tarzda öğrenemeyen bir çocuğu 'öğrenme özürlü' olarak isimlendirmek insafsızlıktır.
Öğretmenlikte asıl başarı, çocukların bireysel ilgilerini, yeteneklerini ve potansiyellerini ortaya çıkarabilmektir.
Ve bu yetenekleri mümkün olan en üst düzeyde geliştirebilmektir.
Çocuklara bakarken, kafanızdaki yetenekler yelpazenizi biraz genişletin.
Çocuğa bir noktadan bakmayın. Sadece bir tarafıyla değerlendirmeyin...
Bir de sevin onları!
Ve sevdiğinizi hissettirin.
Hasım değil, hısım olun çocuklarla. Bakın ne cevherler çıkacaktır madeninizden.

MESLEKTE BAŞARI

O, hala çoğu kişinin korkulu rüyası olan o malum koltukta oturuyordu.
"Eren süper bir hasta!" cümlesini duyunca imkanı olsaydı otuz iki dişi (henüz küçük olduğu için çoğu yok, bir kaçını da Ankara'daki malum doktor çekti-pardon kopardı, düşürdü-) birden görünüyordu.
İşte böyle!
Meslekteki başarı deyince benim aklıma başka şeyler geliyor:
Mesela sevgi geliyor,
İletişim geliyor,
İnsanlık geliyor,
Güler yüz geliyor...

TATİL

Şöyle bir düşünün! Yaşadığınız şehirde bir fırsat bulup da şimdiye kadar gidip göremediğiniz, kültürel değerlerimizin, coğrafi güzelliklerimizin var olup olmadığını biliyor muydunuz?
Eminim yıllardır yaşadığınız şehirde görmediğiniz pek çok güzellik, sizin onları keşfetmenizi bekliyordur.

Bakın bazı durumlarda Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok! Yaşanmış hayatların; güzel, doğru, temiz bir geçmişe imza atmışların bizlere söyleyeceği çok şeyleri vardır.
Asıl akıllılar, başkalarının tecrübesinden faydalananlardır. Yeniden ve bir daha her şeyi denemek ve el yordamıyla bulmak zorunda değiliz.
Vehbi Hocam'ın tatille ilgili bir değerlendirmesinde kullandığı şu cümlelere bayılıyorum:
"Tatil keseyi boşaltmanın değil, kafayı ve kalbi bir yılın birikintilerinden, tortularından, dertlerinden boşaltmanın zamanıdır.
Kafaca, gönülce dinlenmiş; maddeten ve manen yenilenmiş olarak yeniden şevkle işine dönmenin vesilesidir tatil... Yoksa müzik gürültüleriyle, kalabalıkların ve trafik karmaşasının içinde beton yığınlarına gömülmüş olarak birkaç hafta geçirmek değildir."

ÇOCUK YETİŞTİRME

Henüz ne söylediğiniz ve kendisine söylenenleri tam olarak anlayamadığını düşündüğümüz bir yaşta.
"Onun fikirlerinin ne önemi var canım! Ben ne dersem onu yapar, ya da yapmak zorunda!" diye düşündüğümüz bir yaşta...
Ama insan!
Küçük de olsa bir bedeni ve aklı var.
Hisleri ve duyguları var.
Kızabiliyor, darılabiliyor ve sevebiliyor.
Olayları kendince yorumlayabiliyor.
Ve en önemlisi kendisine değer verip vermediğinizi davranışlarınızdan ayırabiliyor.
Yani, kendince bir dünyası var.

BÜYÜK İŞLER

Arkadaşlarının telaşını sezen Gazi Ali Bey, bir eliyle oku çıkardı ve "Bre yiğitler!" diye haykırdı.
"Bre yiğitler! Telaşlanmayın, iki gözü olup da meydandan kaçmak için arkaya bakmaktansa , tek gözü olup ileriye bakmak daha hayırlıdır."
Tek gözü olup, ileriye bakmak! Hep ileriyi görmek... Hep bir aşkın sevdasına yanmak... Hep tutuşup kor olmak...

Oysa büyük işler yürek isteyen işlerdir.
Büyük işler geleceği olan işlerdir.
Büyük işler insan yetiştirmektir.
Büyük işler mesleğine âşık olmaktır.
Büyük işler yıllar geçtikçe gençleşmektir.

KİTAP OKUMAK

Mesleğim gereği, net ve çok kararlı bir dille söylüyorum: Kitap, asla ve asla boş zamanda okunacak kadar kıymetsiz değildir. Lütfen düşürmeyin değerini.

Taha Akyol: "Sadece meslek gereği okumak zorunda değilim ben; aynı zamanda okuma denen eyleme de vurgunum. Başkalarının zihin dünyasında dolaşma, daha büyük hayatların içine girebilme imkanı sağladığı için de okuyorum... Okumanın yazgım olduğuna inanıyorum ve ince hesaplar yapmaksızın okuyorum. Sayfası 1,5 dakikadan bin sayfayı okumak için 25 saate ihtiyacı olanlara inat keyifli bir günde, üç tane hacimli kitabı bir kenara koyup notlarımı da bilgisayara işleyebiliyorum..." diyor.

KARŞIMIZDAKİNİ DİNLEMEK

Acele karar vermemek gerek.
Acele etmemek...
Karşılaşılan bir olayda önce durmak, düşünmek ve doğru değerlendirmek önemlidir.
Bir de dinlemesini bilmek...
Söyleyeceğiniz şeyleri düşünürken, karşıdan gelen sözlere de değer vermek gerek.

NEZAKET

Toplumumuz her geçen gün saygısından ve nezaketinden birşeyler kaybediyor. Her geçen gün bizi biz yapan değerlerimizden fersah fersah uzaklaşıyoruz.
Bakın, bir zamanlar bizim ecdadımız (Osmanlı), bırakın gecenin bir yarısına kadar sokak ortasında bağırıp çağırmayı, bir evin camının önüne saksı içinde sarı çiçek koyduğu zaman, hem ev sahibi, hem de yoldan gelip geçen herkes şunu algılıyor ve ona göre davranıyormuş.
"Ey yoldan geçen kişi (kişiler)! Bu evde hasta var; yüksek sesle konuşup onu rahatsız etmeyiniz."
Camın önünde saksıda kırmızı bir çiçek bulunmasının ise; "Ey yoldan geçen, bu evde gelinlik kızımız var; kullandığın kelimelere dikkat et; ağzından argo bir kelime çıkmasın." anlamı varmış.
Bir toplum düşünün, sembollerden anlamlar çıkarıyor ve ona göre davranıyor. Ve yine bir toplum düşünün, bizzat uyarmanıza rağmen, neredeyse uyardığınız için suçlu ilan ediliyorsunuz.
Nereden nereye?

DİĞER

Cevabın kalitesi soruya bağlıdır. Ne kadar ekmek, o kadar köfte.

Gaz imandandır, derler.

İki travesti arabayla giderken kaza geçirmişler, biri ötekini çok ince ve işveli bir sesle, "Orkide, Orkide!" diye hafif hafif dürtmüş. Bakmış ses yok, durum ciddi. Gür bir sesle sarsmaya başlamış: "Nurettin Abi, Nurettin Abi!".


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Edebî bir eser...

Hz. Âdem'in yaratılışı, cennetten dünyaya indirilişi, ilk cinayetin işlenişi...

Olaylara kendince bir hikaye giydiriyor. Naklî kaynaklardan yer yer destek alıyor, ama hikayesi kendi iç dünyasından...

İşte kitaptan bazı alıntılar:

"Bu kadar çok "Hayır!" diyebilmek için ne kadar büyük bir "Evet!" demiş olmak gerekirdi."

"Görülmeyecek ne gerçeği, görülecek ne rüyası vardı?
Neye tanık olacaktı, neyi tamamlayacaktı ki düşmüştü bu devrana, bu dünya fenasına gelmişti?"


"Herşeyi gözden çıkarmış, bir o kadarını göze almış, neticede gözünü karartmış olabilirdi. Üstelik hakkı olmayana göz dikerek gözden düşmüş de olabilirdi."

"Sorusunda sormaktan çok cevap vardı. O da hepi topu bir isyandı: Neden?"

"Ayrıntıda akıllı, bütünü kavramada yetersiz."

"O kadar çok tekrarladı kendinde kendini ve eyleminin niyetini o kadar yüceltti ki, duyguları körleşti. Hiçbir şey hissedemedi."

"Ey oğul, dedi Âdem, vicdan, kaybetmeye en çok hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil midir?"

"Ne yaptığını bilip de ne yapacağını bilemeyenlerin çaresizliğiyle bekledi."

"Bir yol göster. Yaptığımın doğruluğuna dair duyduğum inancı geri ver. Sığdır kalbime eylemimin mantığını. Sustur vicdanımı. Bağla yine gözümü. Durdur yüreğimin atışlarını. Mühürle şu kalbimi. Ki dayanayım. Yoksa dayanamayacağım."

"Şu kenarda Habil ve Kabil kurmuşlar oyunlarını, bir cennet bahçesinde oynuyorlardı. Çocuklardı. Saflardı. Masumlardı. Derken yılansı bir ıslık yaklaşıyordu arkalarından. Sessizce sokuluyordu. Aldanıyorlardı. Ve her defasında cennetten kovuluyor, dünyaya düşüyorlardı."

"Öyle bir rüya ki, sonuna kadar görmekten başka kurtuluşu yok, bu rüyanın tabirinden başka uyanışı yok.
Kaçmakla çözülmez bu düğüm, göz yummakla bu muamma hallolmaz.
Anladı kör at, bu rüyadan, bu rüyayı yaşamadan uyanılmazdı. Yaşanacak nesi varsa hazırdı.
Gözlerini rüyasına açtı.
O anda dünyanın, bir bıçağın sırtında gayet açık ve yalın iki sözle,
tevilsiz ve tefsirsiz,
sade ve basit,
art anlamsız yan anlamsız,
dilin en duru bilgisiyle,
en temel kelimeleriyle ikiye ayrıldığını sezdi.
İyi ve Kötü,
Âdem'in kelimeler kitabının ilk iki kelimesiydi.
Hem mukaddimesi, hem hâtimesiydi."


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Video @ dailymotion 

FARK ETMELİ İNSAN 

Farkında olmalı insan...
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...

Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını
Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,
Ölürken de aynı avuçların 'Her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli. 
Baskın yeteneğini fark etmeli 
Sonra... Azrailin her an sürpriz yapabileceğini,
Nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan 
Ve ölmeden evvel ölebilmeli.

Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte 
Ama kendisinin güzel hazırlanmış, mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli. 
Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en güzeli) olduğunu fark etmeli. 
Ve ona göre yaşamalı.


Gülün hemen dibindeki dikeni, 
Dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli. 
Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde,
Çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli. 
Eşine 'Seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. 

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini, 
Ama arka sokaktaki komşusunun 
O beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli. 
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.

Fark etmeli! 

Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti, yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür…

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Veri Yapıları ve Algoritmalar 1 ve 2 derslerinin ders notlarıdır. 

Derste kullanılan defter fotokopisinin bilgisayara geçirilmesiyle oluştu. Ayrıca ders kitabı olarak kullanılan Ellis Horowitz 'in "Fundamentals of Data Structures in C" kitabından da istifade edildi. Bir de dersteki diyaloglar eklendi.

Malum, piyasada Veri Yapıları alanında bir Türkçe kaynak boşluğu var. Bu notlar mühendislik öğrencilerinin bu ihtiyacını bir yere kadar görecektir. 

 

Bil233 - Veri Yapıları ve Algoritmalar 1 (Beta: tamamlanmamıştır)

Bil234 - Veri Yapıları ve Algoritmalar 2 (Hâlen yapılacak değişiklikler olmasına rağmen tamdır denebilir)

 

Ders notu deyip geçmeyin, küçük bi kitap gibi oldu. Önsözü bile var :D

 

Önsöz (vya2)

Elinizde bulunan bu ders notları,Hacettepe Üniversite Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde okutulan Veri Yapıları ve Algoritmalar 2 dersindeki konuları içermektedir. Yazılanlar, büyük ölçüde defterden, dersteki diyaloglardan ve ders kitabından (Ellis Horowitz – Fundamentals of Data Structures in C) alınmıştır

Oluşum…

Bu notlar; öncelikle Yasin KAVAK’ın, fotokopisi elden ele dolaşan Veri Yapıları defterinin sanal ortama aktarılmasıyla oluşmaya başladı. (Yasin KAVAK’a kalıcı teşekkürler…) Fotokopi makinelerinde gittikçe solan o siyahbeyaz sayfalar; şekiller renlendirilerek ve kodlar MinGW & Eclipse C/C++ editörlerinden âşina olduğumuz vurgu ve renklendirmelere uygun şekilde biçimlendirilerek daha ilgi çekici ve daha anlaşılır hâle getirilmeye çalışıldı.

Defterdeki notlarla yetinilmedi, 20082009 güz döneminde Mustafa hocamızın verdiği Veri Yapıları dersleri bilfiil takip edildi. Bu derslerde defterden fazla olarak edinilen birikim de notlara yansıtılmaya çalışıldı. Hocamızın, ‘görmüşgeçirmiş bir mühendisin genç meslektaşlarına birikimlerini aktarması’ sadedinde ders esnasında bizlere sunduğu ufuk açıcı görüşlerinin de yer yer dâhil edilmesi notları renklendirdi ve derse mühendislik ruhu, ders notlarına ayrı bir zenginlik kattı. Kendisine ait cümleler, belki ufak düzeltme ve uyarlamalarla, ama büyük çoğunlukla hocamızın ağzından, kendine has nükteli üslûbu özellikle korunarak aktarılmaya çalışıldı.

Tüm bunlara ek olarak; notlardan istifade etmek isteyenleri araştırmaya sevk etmede bir ilk adım, bir teşvik olması amacıyla ek bilgiler eklendi; konular Wikipedia ve Vikipedi ağırlıklı dış bağlantılarla beslendi. Arzu edenler, konuyla ilgili daha detaylı bilgilere açılan bir kapı olarak bu bağlantılara başvurabilecekler…

2009 ders yılında sınavlarda sorulan sorular ve öğrenci çözümleri de en sona bir ek olarak eklendi.

Amaç ve Sonuç…

Bu ders notunun oluşumu öncelikle kişisel fayda amaçlanarak başlamıştır. Daha sonra ise yalnızca herkesin faydalanabileceği bedava bir kaynakortaya koyma maksadının dışına taşmadan; severek isteyerek, içten gelerek, ama bir görev bilinciyle devam ettirilerek oluşturulmuştur. Sonuçta, yapanı da okuyanı da memnun eden güzel bir gayri resmi eser meydana gelmiş oldu.

Teşekkürler...

Öncelikle veri yapıları ve algoritmaların Bilgisayar Mühendisliği’nin can damarı mesabesinde olduğunu anlamamıza yardım eden Mustafa EGE hocamıza…

Dersin standardı hâline gelmiş defterinden bolca faydalandığımız Yasin KAVAK arkadaşımıza ve varsa kendisinin faydalanmış olabileceği, bilemediğimiz daha eski defter sahiplerine…

Yanlışları ve eksikleri çekinmeden söyleyen ve bu iyiliklerinden ötürü teşekkürü gerçekten hak eden tashihçi arkadaşlarıma…

“%60’a %40” sloganıyla yaptığımız işin bir kıymeti olduğunu zihnimde somutlaştıran girişimci ruhlu arkadaşlarıma… 

Notların oluşumu döneminde (özellikle sınav zamanlarında) her köşe başında beni yakalayıp memnuniyetlerini dile getirerek gazıma gaz katan, gayretimi diri tutan bölüm arkadaşlarıma…

Ve “İndirilme sayısı: 180” sayısına bir bir artırarak katkı yapan her ferde bir bir teşekkür ederim.

Muhammed DEMİRBAŞ - Ankara 2009

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

HUBBM haber grubunda yazmıştım:

Ben uzun süredir Opera kullanıyorum. Zaman zaman Firefox ve Chrome kullanma denemelerim de oluyor tabi. Firefox'a kötü diyemem. Ama bence Opera'nın eline su dökemez.

Şimdi anlatacaklarım biraz Opera methiyesi olacak ama baştan belirteyim komisyon falan almıyorum :) Sadece web tarayıcılarını tanımak için bi fikir alışverişi / beyin fırtınası olsun maksadıyla konuyu açtım.

Sadede gelelim. Bi kere Opera kullanımı rahat. Kendime evimde hissediyorum. Internet Explorar'da bi yere basacan da hemen yanlış bi şeyler olacak gibi diken üstünde duruyorsun. Firefox'ta da çok rahat ettiğimi söyleyemem. Bence en önemli etken budur, diyebilirim. Ve bunu uzun uzun açabilirim:

Opera'da daha rahat kullanım için düşünülmüş farklı özellikler var. Mesela Opera açıldığında Hızlı Erişim özelliği sayesinde kendi belirlediğiniz 9 siteye tek tıkla girebiliyorsunuz. Yer imleri ya da Sık Kullanılanlar gibi bi menüden site aramayla vakit geçirmiyorsunuz. (Tabi kullanmak isterseniz yer imleri de var) Buna benzer bi özellik Google Chrome'da var. Ama sık kullanılandığınız siteleri listeliyor. Sizin dahliniz yok.

Çoklu sekme özelliği: Artık her tarayıcıda var. Ama opera'da sekmeler açıkken Opera'yı kapatırsanız tekrar açtığınızda kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Firefox'ta yanlış bilmiyorsam buna benzer bi özellik 3. sürümüyle eklendi.

Sonra Opera'da oturum kaydetme özelliği var. Mesela bi A konusunu araştırırken 15 tane sekme açtınız. Bi de yeni bir pencerede B konusuyla ilgili 20 sekme açtınız. Bunları ayrı ayrı kaydedip daha sonra istediğiniz biriyle çalşmaya devam edebiliyorsunuz. Yani bir tıkla o kaydettiğiniz 20 sekme açılıveriyor.

Bi de belki küçük ama beni mest eden bi özellik: "Yapıştır ve git". Adres çubuğuna ya da "Google'da ara" çubuğuna bişey yapıştırdığınız zaman komutu göndermek için enter'a basmanız gerekiyor. Tabi bu diğer tarayıcılarda. Opera sizin yerinize enter'a da basıyor :)

Firefox'un eklentileri gibi Opera'nın da "bileşenleri" var. 3. parti gadgetlar...

Özel fare hareketleri olan bir tarayıcı daha bilmiyorum. Mesela farenin bir sol bir sağ tuşuna hızlıca peşpeşe basarsanız "İleri", önce sağ sonra sola basarsanız "Geri" komutu vermiş oluyorsunuz. Firefox'taki gibi klavyeden Alt tuşunu bulup basılı tutarken sol/sağ oklara basmak için başınızı klavyeye eğmeniz gerekmiyor. Ya da fareyle ekranın belli biyerindeki ileri-geri tuşlarına nişan almak...

Opera'da yolunuz açık. Herşey daha verimli, hızlı ve rahat çalışmanız için tasarlanmış. Çok güzel.

Ha bi de hız deyince en hızlı tarayıcı da Opera'ymış diye bi söylenti dolaşıyo... 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Okulun kütüphanesinden aldım ve finallere aldırmadan bi çırpıda okudum. (ya da bi kaç çırpı diyelim)

Kitap, Linux'un mucidi-yazarı-babası olan Linus Torvalds'ın hayatını anlatıyor. Sıkıcı/soğuk bir biyografi çalışması değil, çünkü anlatan Linus'un kendisi. Bir sohbet havasında bitiveriyor koca kitap.

Sıkıcı değil dedim ama, kitap yazma fikrinin nasıl çıktığını anlatan tiyatrovâri ilk kısmı bitirmeden kitabı bırakıyor

dum az kalsın. Çok sıkıcı ve gereksiz gelmişti çünkü. Sonra takip eden bölümlerin tiyatro tarzı yazılmadığını gördüm ve kitaba bir şans daha verdim. Sabrettim, okumaya devam ettim.

İlk bölümün daha ilk sayfaları,  fikrimi değiştirmeye yetti: gerçekten"okunası kitap"tı. Linus'un esprili (belki sadece bilgisayar tutkunlarının espri anlayışı bağlamında esprili) üslubu, yaşanmış bir devrimin öyküsünü daha bir cazibeli kıldı. Kitap aktı, gitti. Son kısımlardaki bilişim hukuku/felsefesi yüklü sayfalara kadar da zevkle devam etti. Son sayfalar da belki kötü değildi, ama beni pek açtığını söyleyemem.

Linus, hayatımızdaki motivasyon kaynaklarını basitçe 3 maddede özetliyor. (Bu, kendi kuramı tabii ki...) :

1 - Yaşamda var olmak

2- Toplumda bir yeri, itibarı olmak; bir topluluğun parçası olmak.

3- Eğlenmek

Linux'un nasıl olup da gönüllü binlerce kişi tarafından bu kadar benimsenerek hiç para almadan geliştirildiğini bu bağlamda açıklıyor. "Bilgisayarı olan herkes az-çok "yaşamda var" olacak refah seviyesindedir. Bilgisayar delileri, gününü odasına kapanıp bilgisayarının başında geçiren kişiler olduğu için Linux için kod geliştirdiklerinde hem bir oluşumun parçası olmak suretiyle toplumsallaşma güdüsüyle güdülenmiş oluyorlar; hem de bu onlara zevk veriyor, eğleniyorlar." diyor.

Elbetteki anlatmaya daha öncesinden, tâ çocukluğundanbaşlıyor.

7 yaşındayken, İstatistik profesörü olan dedesinin onu kucağına oturtup klavyeden bilgisayara yazılması gereken istatistikle ilgili şeyleri girdirdiğini...

Dedesi öldüğünde ise bilgisayarın yeni sahibinin tartışmasız kendisi olduğunun ailece kabul edildiğini...

10 yaşlarında, akranları bilgisayarla henüz tanışmamışken, Assemblydiliyle kendisine bilgisayar oyunları yazdığını...

Çocukluğunu bilgisayar başında oturarak ve (tâ üniversitede asistan olana kadar) kız arkadaşı olmadan geçirdiğini...

Annesinin "Linus'u yetiştirmek çok kolay oldu. O dolabında bilgisayarıyla sürekli haşir-neşirdi. Arada bir içeri makarna atarsanız mutlu oluyordu." dediğini...

Bilgisayar sektörünün donanımlar açısından ilerlemesiyle bilgisayarını yükseltme gereksinimi duyduğu için taksitle bilgisayar aldığını...

3 yıl boyunca ödeyeceği taksitlerin 1 yıl sonra Linux çıktığında Linux severler arasında toplanan parayla ödendiğini...

Linux projesinin ilk başta kendi kişisel kullanımı için bir terminal emülasyonu olma niyetiyle oluştuğunu...

İşletim sistemine dönüşünce ona hem FreeX'i çağrıştıran hem de sefiller manasına gelen Freaks ismini vermeyi düşündüğünü...

"Hayatımı değiştiren kitap" dediği "Operating Systems - Design and Implementation" kitabının yazarı ve Minix'in de programcısı olan Andrew Tanenbaum ile e-posta listelerinde yaşadıkları gerginlikleri...

Linux kullanıcı kitlesi çığ gibi büyürken artan şöhretin kendisini pek de değiştirmediğini (ama şöhretin iyi bişey olduğunu)...

Ve günün birinde -belki 20 yıl sonra- Linux'un devrinin de kapanıp yerine Fredix ya da Diannix gibi bir isimle yepyeni fikirlerle yeni bir işletim sisteminin çıkmasını memnuniyetle karşılayacağını...

Yine de o gün, işlerin eskisi gibi olmayacağını, Linux'un dünyaya önceden yapılamayacağı iddia edilen yeni bir şeyler öğrettiği gerçeğinin kendisine huzur verdiğini...

Ve hayatıyla, gelişmeler karşısındaki tavrıyla, piyasayla ve hacker'larla ilgili daha birçok ayrıntıyı kitabında paylaşıyor.

Mesleğini seven ve eğlenceli bulan tüm bilgisayar tutkunlarına tavsiye ederim;

Yalnızca eğlenmek için...

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Kasperksy Internet Security 2009'u yasal olarak 30 gün deneme hakkımız var, malumunuz. "Deneme sürümünü etkinleştir"komutuyla 30 gün deneme hakkı kazanıyorsunuz.

30 gün bitince güncelleme işlevi vs. kapanıyor ve program kullanışsız hale geliyor. Bunu aşmak için ya 30 günde bir format atacaksınız ve programı yeniden kuracaksınız ya da Kaspersky Trial Resetprogramını kullanacaksınız:

Kaspersky 2009 Trial Reset v2.3 [Dropbox] 

 

NOT: Kaspersky'nin kendini koruma (Enable self-defence) seçeneğini devre dışı bırakmalısınız.

Ben bizzat denedim, gerçekten çalışıyor. İlk seferde veri tabanı bozuk (database corrupted) hatası alırsanız Trial Reset'le bir daha sıfırlayın, düzeliyor.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Harddiskte yer açmak için "Bazı dosyalarını sil kardeşim" klasik çözümünden başka bildiğim birkaç yol var:

1- TEKRARLI DOSYALARI TEMİZLEYİN:

Harddiski dolan birinin muhtemelen tekrarlı dosyaları vardır. Yani aynı dosyadan bi oraya bi oraya kopyalamışsınızdır. Tekrarlı dosyaları çeşitli kriterlere göre tarayıp bulan ve silmenize imkan veren bir sürü program var.

Bununla ilgili şurda yazmıştım, tavsiye ettiğim programın linki de orda:
http://mdemirbas.com/Post/11/Tekrarli-Dosyalari-Temizlemek.aspx

Kullanımı da burda:
http://mdemirbas.com/Post/12/Duplicate-File-Detective-Kullanimi.aspx

KISACASI: yukardaki iki linke girin, programı indirin, kullanımını okuyun ve bi temizlik yapın.


2- ESKİ SÜRÜM DOSYALARI SİLİN:

Programlar güncellenmeye devam ederken sizin güncellemeye özen gösteremediğiniz bir program arşiviniz varsa hem yeni sürümlerin, hem de hiç yüzüne bakılmayan -hatta "Lütfen yeni sürüm indirin artık!" deyip çalışmayan- eski sürümlerin diskinizde yer işgal ettiğini görürsünüz. Bunları temizlemek için otomatik bi yöntem şu an bilmiyorum. Fakat FileTool gibi ufak araçlarla program dosyalarının sürümlerini döküm almak mümkün, ordan bişeyler yapılabilir.


3- HİÇ BİR ŞEY SİLMEDEN YER AÇIN: 

Herkesin merakla beklediği noktaya gelelim. İnsanın fıtratında mündemiç sonsuzluk duygusunun tezahürü mü demeli, yoksa birşeylerden fedakarlık etmeyi göze alamamaya rağmen hep daha fazlasına sahip olma hırsı mı bilmem, ama bir gerçek var ki herkes hiçbir şey silmeden harddiskim genişlesin istiyor -ben de dahil-.KISMEN DE OLSA BU MÜMKÜN! Özellikle büyük kapasiteli harddiskler için bahsedeceğim yöntemle -tahminen- ortalama 10GB kadar yer açabilirsiniz.

Programın adı: Smart HDD Stretcher. İnternette aratıp indirebilirsiniz.

Yaptığı iş, NTFS dosya sistemli diski sıkıştırmak. Elbette bunu elle yapmanız da mümkün, ama hiç tavsiye etmem. Allah kimseyi Microsoft'a mecbur bırakmasın. Amin. 

"Sıkıştırma da nola ki?" diyorsanız kısaca söyleyeyim. NTFS dosya sisteminin sağladığı bir özelliktir, WinRAR'la WinZip'le alakası yoktur. Sıkıştırırsam geç mi açılır ki diye düşünmeyin, gecikmeyi fark edemezsiniz bile! Kazanacağınız yere değer. Özellikle metin içerikli belgelerinizde yüksek bir sıkıştırma oranı elde edebilirsiniz.

KISACASI: NTFS dosya sistemli diskinizi sıkıştırarak yer kazanmak için Smart HDD Stretcher programını indirin.


4- GÖZÜNÜZÜ BAŞTAN AÇIK TUTUN:

Bir diski alınca kullanmaya başlamadan önce zannediyorum bir çok kişi formatlar. Yeni aldığı elbiseyi yıkamadan giymemek gibi bişey bu :)

Ama formatlarken çoğumuz öntanımlı ayarlara hiç dokunmadan dümdüz gideriz. Fakat "Ayırma Birimi Boyutu" diye birşey var ki, eğer 4096 seçerseniz diskiniz 4MB'lık parsellere ayrılıyor ve hiçbir şekilde bir parsele iki dosya konmuyor. Ama 512 seçince 0.5MB'a sığmayan dosya elbette diğer parsele taşıyor ama 4MB'lık parsellerde olduğu gibi koca koca yer kayıpları olmuyor. Söz gelimi 1byte'lık dosyayı 4096'lık parsele koyarsanız 4095byte israf ettiniz. Ama 512'lik parsele koyarsanız 511byte zayi oldu. Onun için diskinizi formatlarken ayırma birimi boyutu olarak mümkünse 512, olmuyorsa (disk boyutu büyüdükçe parsellere de bi alt sınır gelmeye başlar) olabildiğince küçük sayılar seçin.

KISACASI: Diski formatlarken ayırma birimi boyutunu olabildiğince küçük ayarlayın.


5- KARINCA SÜRÜSÜ GİBİ DOSYALAR:

Çok sayıda ama boyutu küçük dosyalarınız varsa, örneğin bir web sayfasını kaydettiğinizde resimler vs. gibi ıvır zıvır bir sürü ufak dosya da yanında kaydedilir, bu dosyaları 4. maddede bahsedilen sebepten ötürü büyük tek bir dosya haline getirmeniz tavsiye edilir. Bunu yapmak için WinRAR'ı kullanabilirsiniz.
Sıkıştırma yöntemini "En iyi" seçtiğinizde fark edilir derecede fazla sıkıştırır. Tabi ki sıkıştırma-çözme süreleri de bi miktar artar.

Katı-Arşiv seçeneğini seçin. Bu durumda da 30. sıradaki dosyaya erişmek için ilk 29'unun da çıkarılması gerekir.
Kendi ihtiyacınıza, dosyalarınızı kullanma sıklığınıza göre üstteki seçenekleri değerlendirebilirsiniz. Eğer ben bu dosyaları sürekli kullancam bana bi çare diyorsanız Katı arşiv demeden "Depola" seçeneğiyle arşivleyin. Arşivleyin diyorum çünkü bu şekilde sıkıştırma yapılmıyor, adeta hepsi tel bir dosyada birleştiriliyor.

KISACASI: Dosyalarınızı erişim kolaylığı da sağlayacak şekilde gruolandırıp uygun seçeneklerle RAR'layın.


6- BİLGİYİ ESİRGEMEYİN:

Eğer bunların dışında söyleyeceğiniz kayda değer şeyler olduğunu düşünüyorsanız lütfen bizden de bu bilgilerinizi esirgemeyin.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Fundamentals of Physics 7Th Edition (Halliday & Resnick)  24.5 MB

[Halliday-Resnick-Walker] - Fundamentals of Physics (pdf)

Solutions (Halliday & Resnick)  15.75 MB

[Halliday-Resnick] Fundamentals of Physics 7Th Ed. Solutions (pdf)

 

SerwayPhysics 6th Edition  39.4 MB

Serway_Physics_6th_Edition .(pdf)

Solutions (Serway)  24.1 MB

Serway_Physics_6th_Edition_Solutions (pdf)

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

PDF dosyalarının şifresini kırmak için bir program

2.72 MB

PDF_Password_Remover 3.0

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

"10 Parmak" isimli program Türkçe kelimelerle alıştırma yapmanızı sağlıyor. Fakat TypingMaster programıyla kıyaslanamaz. TypingMaster oldukça kaliteli bir program. Türkçe klavyenizi de görüyor, bu noktada sıkıntı yok. Tek dezavantajı alıştırma yaptığınız kelimelerin Türkçe olmaması. Yani kelimeler İngilizce, klavye değil. Aslında bu bir dezavantaj değil, aksine bir avantaj. Çünkü 10 parmakta önemli olan okuduğunuz harfleri dıştan veya içten"seslendirmeden" "gördüğünüzü" yazabilmektir.

Bu bakımdan TypingMaster'ı şiddetle tavsiye ederim.

10ParmakProgramlari | 11.8MB
10 Parmak v.1.1
10 Parmak v 2.0
TypingMaster v7.01 Setup
TypingMaster v7.01 Portable

10ParmakProgramlari.rar [dropbox]

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Programın kullanımı zor değil. İngilizce ifadeleri anlamakta zorlanıyorsak bir sözlük yardımıyla Türkçelerini öğrendiğimizde gerçekten kolay olduğunu göreceğiz. Ben yine de kısaca bilgi vermek istiyorum.

KLASÖR SEÇİMİ

Taranacak klasörü yada klasörleri sol taraftaki Search Pathsbölümünden seçiyoruz. (Ör: "C:\")

Burada seçtiğimiz klasörler içinde olup da taranmasını istemediğimiz klasör varsa (C:\Windows gibi) Exclusion bölümünde bunları belirtiyoruz.

TARAMA PARAMETRELERİ

Sağ tarafta More bölümü altındaki "File Matching Options" seçeneğine tıklayıp nesi aynı olan dosyaları bulmak istediğimizi seçiyoruz.

Mesela ismi aynı olan dosyaları bulmak için "Match file names", boyutu ve içeriği aynı olan dosyaları bulmak için "Match file sizes" ve"Match File Contents" seçeneklerini seçiyoruz. Son düzenleme tarihinin de uyuşmasını istersek "Match last modified..." seçeneği var.

DİĞER SEÇENEKLER

Sağ tarafta bulunan diğer bölümleri ("File dates", "File sizes", "Advanced options") kullanarak aramaya filtreleme uygulayabiliyoruz.

Örneğin sadece .doc türündeki dosyalarla işlem yapmak için"FileName masks" bölümündeki Match kutusuna "*.doc" yazabiliriz.Presets... ile önceden tanımlanmış hazır seçeneklere ulaşmak da mümkün.

File Dates altındaki seçeneklerle sadece belirli tarih aralığındaki yada belirli bir tarihten önceki/sonraki dosyalarla, File sizes altındaki seçenekleri kullanarak da belirli dosya boyutu aralıklarıyla işlem yapabiliyoruz.

TARAMAYA BAŞLAMA

Buraya kadar yaptığımız ayarları ve seçtiğimiz klasörlerin listesini bir "proje" dosyası olarak kaydedebiliyoruz. Araç çubuklarındaki Savetuşu ile yada File menüsündeki Save Project seçenekleriyle bunu yapmak mümkün.

Run tuşuna bastığımızda tarama işlemi başlayacaktır. Bir çok dosyanın karşılaştırıldığı düşünüldüğünde tarama işleminin oldukça hızlı yapıldığı görülecektir.

SONUÇLARLA İŞLEM YAPMA

Tarama işlemi bittiğinde ortadaki büyük boş alanda bulunan tekrarlı dosya şüphelileri listelenecektir. Her bir gruptaki ilk dosya seçilmemiş, diğerleri seçilmiş olarak karşımıza gelecektir. Bir dosyaya sağ tıkladığımızda SmartMark seçenekleriyle kendi seçimimizi belirtebiliriz. En eskileri seç, en yenileri seç, sadece ilkini bırak gerisini seç vs. gibi.

Yahut da dosyaları tek tek inceleyip (ki çoğumuz bunu yapacağız) hangilerini silmek istediğimize ayrı ayrı karar vereceğiz. Bunu yapmamıza yardımcı olmak üzere yine sağ-tık menüsünde Open file(dosyayı aç) ve Explore Folder (dosyanın bulunduğu klasörü aç) seçenekleri var. Bu arada kullanışlı bir seçenek: Exclude parent folder from future search (bu dosyanın bulunduğu dizini ileriki aramalarda istisna (exclusion) listesine ekle)

Sağ tık menüsündeki diğer seçenekler Move/Zip/Delete Marked items: işaretlediğimiz dosyaları taşı/sil/arşivle. Bu işlemden önce son kez bir onay sorusu geliyor: Emin misiniz?

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Sanal arşivimiz gün geçtikçe kabarır, kabardıkça karışır. İç içe "Karışık", "Karışık son", "Karma karışık" gibi klasörler oluşur. Bir de bakarız ki disk dolmuş. Bu kez silecek dosya aramaya koyuluruz, ama emek verip bulup indirdiğimiz dosyacıklarımıza da kolay kolay kıyıp "Delete" tuşuna basamayız. Aslında aynı kitapları, aynı programları farklı farklı zamanlarda belki 2-3 kez indirmişizdir.

İşte bu noktada tekrarlı dosyaları temizleyen programlar imdadımıza yetişiyor. Bu işi yapan bir çok program var elbette. Benim en çok hoşuma gidenler şunlar;

  • Duplicate File Detective
  • Duplicate File Detector
  • Space Hound

Duplicate File Detective'in taşınabilir ve tam sürüm halinin linki:

Duplicate File Detective 2.2.0.0 [dropbox]


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Verilerimizi birilerinden saklamak hepimizin ihtiyacı! Şimdi veri gizlemenin iki yöntemini açıklıyorum.

DOSYA - KLASÖR SAKLAMA

İstediğiniz dosya ve klasörleri tamamen saklayabilmek için HideFolders XP diye bir program var. Saklanacak dosya/klasörleri belirtiyorsunuz. Siz şifreyi girip kilidi açana kadar kimse o dosyaları göremiyor. "Korunan işletim sistemi dosyalarını gizle" seçeneğini iptal etse bile!

DİSK BÖLÜMÜ SAKLAMA
Burda anlatacağım yöntemse ayrı bir disk bölümünü komple saklamak üzerine... Mesela D: bölümünü saklayıp vereceğim programla şifresini girene kadar görünmemesini sağlayabiliyorsunuz. Sanki D: hiç yok gibi oluyor. Harici harddiskinizde yada flash belleğinizde gizlemek için ayrı bir bölüm oluşturup gizli verilerinizi orada tutabilirsiniz mesela...

Bu arada bir diski bölmek için yeniden format atmaya gerek yok. Ayrıca küçük flash belleğinizi de bölmeniz mümkün. Bunu da şu programla  (benzeri başka programlar da mevcuttur) yapabilirsiniz: Paragon Partition Manager


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Bugün kullandığım bazı fontlarda Ş harfinin yerine bir dikdörtgen işareti gördüm. Ama o fontu da illa ki kullanmam gerekiyordu. Neyse ki, fontu Türkçeleştirmek hiç de zor değilmiş...

[0]
Kullandığımız program FontCreator: www.high-logic.com/fontcreator.html Kendi sitesinden bedava deneme sürümünü indiriyoruz.
Türkçeleştirmek istediğimiz fontu bu programla açıyoruz.
Karşımıza kareli defter gibi bir sayfa geliyor. Bu karelerin adı glif (glyph) oluyor. Her karenin içinde farklı karakterler var. A, B, C... diye.

[1]
Şimdi bizim yapmamız gereken fontta bulunmayan Ş, ş, Ğ, ğ, İ ve ı karakterlerini eklemek. Genellikle Ç, ç, Ö, ö, Ü, ü karakterleri bulunuyor. Yoksa bunları da ekleyebiliriz.
Insert menüsünden Character'i seçerek bahsi geçen karakterleri ekliyoruz. Alttaki kutuya kodlarını yazarak hızlıca ekleyebilirsiniz:$015E,$015F,$00C7,$00E7,$0130,$0131,$011E,$011F,$00D6,$00F6,$00DC,$00FC

[2]
İkinci olarak, eklediğimiz boş gliflerin tek tek içini dolduracağız. Bahsi geçen Türkçe karakterler iki ayrı karakterin birleşmesinden oluşuyor (küçük ı hariç).
Onun için her bir glif içine ilgili iki karakteri eklememiz gerekiyor. Mesela içi boş (gri renk yazılı) duran Ş glifine girip sağ-tık menüsünden Add komutuyla büyük S harfini ve adı cedilla olan çentik işaretini ekliyoruz.
Eğer birbirine göre konumları hoşumuza gitmezse tutup sürükleyerek uygun hale getiriyoruz.
Bu şekilde ş, Ğ, ğ, İ karakterlerini de oluşturuyoruz.

[3]
Karakterlerimiz hazır ama fontu bu şekliyle kullanırsak "Şubat" kelimesini yazdığımızda Ş ile u harfleri üst üste binecektir. Yani yapmamız gereken bir iki ayar daha var.
Tools menüsünden Auto-Metrics ve Auto-Kern komutlarını kullanacağız. Karşımıza gelecek olan her iki diyalogda da sol tarafta fontumuzdaki tüm karakterler listelenir. Ayar yapılamısını istediklerimizi (yani hepsini) ">>" işaretiyle sağdaki listeye geçirip klasik Next'leme refleksimizi uyguluyoruz.

[4]
Sıra geldi yeni fontumuzu isimlendirmeye. Ben değiştirdiğim fontlara yeni adlar vermeyi adet haline getirdim. Türkçeleştirdiklerime de "TR" harflerini ekliyorum. Mesela "Agency FB" fontunu yeniden adlandırmak için (dosya içindeki adından bahsediyoruz tabii ki, dosya adı değil) Auto-Naming komutunu kullanıyoruz. İlk gelen isimlendirme kutusuna ismi yazıp ileri dediğinizde diğer alanları otomatik üretiyor. Başka bir şeyi değiştirmeye gerek duymuyoruz yani.

[5]
Save As.. yapmayı unutmuyoruz, unutamıyoruz, çıkarken program soruyor. :o

[EK]
Karakterlerin kodları ve post-script isimleri şu şekilde:
$02D8 breve (şapka)
$00B8 cedilla (çentik)
$02D9 dotabove (üstte nokta)
$00A8 diaeresis (üstte çift nokta)
$0073 s
$0053 S
$0063 c
$0043 C
$9975 u
$0055 U
$006F o
$004F O
$0067 g
$0047 G
$0049 I
$015E Scedilla (Ş)
$015F scedilla (ş)
$00C7 Ccedilla (Ç)
$00E7 ccedilla (ç)
$0130 Idotabove (İ)
$0131 dotlessi (ı)
$011E Gbreve (Ğ)
$011F gbreve (ğ)
$00D6 Odiaeresis (Ö)
$00F6 odiaeresis (ö)
$00DC Udiaeresis (Ü)
$00FC udiaeresis (ü)


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Rapidshare'den dosya indirmek için şimdiye kadar birçok indirme yöneticisi piyasaya sürülmüş. Ben "CryptLoad" kullanıyorum. Gerek free kullanıcılar gerekse premium üyelik sahipleri kullanabiliyor. Dosya listenizi veriyorsunuz, işinize bakıyorsunuz.

Free'ler için modem resetleme gibi işlemleri program kendisi yapıyor. Premium'lar içinse aynı anda 1-8 arası dosya indirmek mümkün.

Program rapidshare.com'un yanında onlarca paylaşım sitesini de destekliyor. Bunların içinde zshare.com, uploaded.to, filefactory.com, lix.in, megaupload.com, safelink.in, secured.in gibi çok aşina olduğumuz siteler de var elbette.

Programı kendi sitesinden indirebilirsiniz:

http://cryptload.info

Türkçe dili de var, ama salla-patik yapılmış çeviri yüzündenayarların yarısını göremiyorsunuz; programı yarım kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Düzgün çevirisi de burada:

CryptLoad.tr [dropbox]


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Kendi yaptığım küçük programcıklardan bir kaç örnek vereyim (kaynak koduyla beraber):

au3_md_calismalar.rar [dropbox]

Girdi Engelleyici:

0-6 yaş grubu kardeş, yeğen, komşu çocuğu vs. vs. var, bilgisayarda çizgi film izlemek istiyor. Ama izlerken de rahat durmuyor, heyecanlandıkça klavyeyi dövüyor. Bu programla klavye ve fare devre dışı kaldığı için klavye dayak yerken içiniz rahat oluyor.

Masaüstünü Değiştir:
Masaüstü Windows'ta öntanımlı olarak "C:\Documents and Settings\\Desktop" gibi bir klasördür. Yani masaüstünde gördüğünüz dosyalar aslında o klasördeki dosyalardır. Bu da C'de olduğundan sistem göçtü mü masaüstüne erişmek için biraz çırpınmanız gerekebilir. Masaüstü yolunu farklı bir klasöre ayarlayarak (meselaD:\_Sistem\Masaustu gibi) olası bir göçüş durumunda düşünmeden formatı çakabilirsiniz.

Otomatik PiSi:
Bişeyler kopyalıyor yada taşıyorsunuz, yada başka bir program çalışıyor ve başka bir işiniz olmadığı halde bilgisayarı kapatmak için o program yüzünden bilgisayar başında bekliyorsunuz. OtomatikPiSi sizin yerinize bekliyor ve beklenen olay gerçekleştiğinde dediğiniz işi yapıyor: bilgisayarı kapat \ müzik çal \program çalıştır vs.

RARPassCrack:
Download manyağısınız. İndirmeye doyamıyorsunuz. İndirdiğiniz RAR'ların şifresini biyere not alıyorsunuz ama sonra unutuyorsunuz. Bundan sonra o şifreleri tek bir dosyada toplayıp şifresini bulamadığınız RAR arşivi için bu programı kullanarak bir"dictionary attack" yapabilirsiniz.

cqprykh.exe Virüsü Temizleyici:
Son zamanlarda başımın belası olan virüs. Anti-virüsünü kendim yazdım. hıh

Dosya Görücü:
Virüs girdi, dosyalar hiç gözükmüyor yada sadece gizli dosyalar gözükmüyor. Bu programla sürücülerin kök dizinlerindeki gizli açık tüm dosyaları görebiliyorsunuz.

Otomatik Pencere Kapat:
PopupBlocker tarzı bişey. Tam işinize odaklanmışken ekranın orta yerinde lüzumsuz bi pencere beliriverir. Sizin odaklanmanızı bekler gibi zıplayıp zıplayıp durur. Bu program da o pencereyi kollar, yakalayınca kafasına tokmağı vurur.

Olan fontları geç:
Sisteme yeni fontlar yüklerken bir font zaten yüklüyse bir uyarı verir, onaylamanızı bekler. Çok sayıda font yüklerken farenin sol tuşuna olanca hızınızla tıklamaktan parmağınız ağrır. Bu program sizin yerinize tıklar.

Yer İmlerini Topla:
Firefox, İnternet Explorer ve Opera'da kayıtlı olan yer imlerini (sık kullanılanları) hızlıca bir araya toplar.


DOC Ulayıcı:
Bir klasör altındaki tüm word dosyalarını peşpeşe ekleyerek yeni bir word dosyası oluşturabilirsiniz. Not: Bu işi bedavaya yapan başka bi program internette yok. Ben bulamadım...

Satır Eleme/Seçme:
İçinde "www.rapidshare" geçen satırları bırakıp gerisini silmek istiyorsunuz. Yada dosyada tekrar eden satırlardan birden fazla olanları silmek istiyorsunuz. Bunun gibi metin dosyası işlemlerini bu arşivdeki programlarla yapabilirsiniz.

Attributes Ayarla:
Dosya/klasör özelliklerini (salt okunur, arşiv, sistem, gizli) ayarlamak için.

Ayrıntılı Dosya Listesi:
Bir klasör altındaki ( ve tüm alt klasörlerdeki) dosya ve klasörlerin adları, yolları, boyutları, özellikleri ve ne kadar derinde olduklarının bir raporunu verir.

Boş klasörleri sil:
Bir klasörün tüm alt klasörlerinde boş klasörleri bulur ve siler.

Koordinat bul:
Ekranda bir noktanın piksel olarak koordinatlarını verir.

MyHeader:
Kendi programlarınızı yazarken kullanabileceğiniz bazı hazır yordamlar. Bi zamanlar yazmışım...

ve diğerleri...

Arşivimde en kayda değer gördüğüm programlar bunlar. Bakalım beğenecek misiniz?...


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

NEDİR?

Bir programlama dili. Daha doğrusu bu tür dillere "betik (script) dili" diyorlar galiba. Linux'un bash'inin Windows'un batch'inin bir benzeri. Bence her programcının öğrenmesi lazım AutoIt'i...

NE GEREK VAR, NERDEN ÇIKMIŞ?

İlk başta bir kuruluşta sistem yöneticisi görevinde olan birisi tarafından Windows kurulumu vs. gibi işlemlerden sonra yapılan rutin işleri otomatikleştirmek için gereksinim duyulmuş. Bireysel kullanım için bir betik dili olarak düşünülmüş. Fakat sonradan bakmışlar ki revaç buluyor; üzerine düşmüşler, geliştirmişler ve hala geliştirmeye devam ediyorlar. (Bu arada C++ ile yazıldığını ve kaynak kodunun açık olduğunu da söyleyelim)

SINIRLARI NEDİR?

Sizin kabiliyetinize, bilginize ve sabrınıza kalmış. Basit betiklerden girift programlara kadar geniş bir spektrumda programlar geliştirebilirsiniz. Aynı C program kodu içinde Assembly kodu kullanabildiğimiz gibi AutoIt kodu içinde de C++ kodu kullanabiliyorsunuz. (Yani hemen hemen böyle). Mesela harici bir DLL çağırma, COM ve sistemdeki hazır nesneleri kullanma gibi imkanlar mevcut.

HADİ ÖĞRENİİM BARİ.. KAYNAK?

En az bir dil bilen herkes bunu da kolaylıkla öğrenecektir. AutoIt'in kendi yardım dosyaları oldukça geniş ve yeterli bir kaynak (bir çok kişi gibi ben de ordan öğrendim). Ayrıca kendi forumlarından da yardım almak mümkün.

http://www.autoitscript.com

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Bilenler bilir bu CD'nin kıymetini.

Açılmayan sistemleri açmak denince ilk akla gelen kara gün dostu;

Windows açıkken silinemeyen dosyaların korkulu rüyası;

Ghost alma/geri yükleme, disk bölümleme/biçimlendirme, veri kurtarma gibi temel ihtiyaçlar için birçok alternatifi içinde barındıran bir kurtarma CD'si;

Bunların yanında daha onlarca aracı ücretsiz ve tam sürüm olarak kullanma olanağı sunan bir sistem açılış diskidir.

İçinde bulunanlar hakkında detaylı bilgiyi kendi sitesinden edinebilirsiniz:
http://www.hiren.info/pages/bootcd

Bu son sürüme CD'den çalışan XP de eklenmiş. Buyrun linkler:

Hirens97.part1.rar

Hirens97.part2.rar

Hirens97.part3.rar

Hirens97.part4.rar

Hirens97.part5.rar

Hirens97.part6.rar

Hirens97.part7.rar


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Şimdiye kadar blogspot üzerinden yazıyordum. Eski gönderilerim hâlâ orada...

Belki bu iki blogdan birini bilişime, ötekine diğer şeylere ayırırım. Belki de herşeyi burada toplarım. Henüz karar vermedim, bakalım...

Bu vesileyle web tasarım/programlama işlerine de el atacağız anlaşılan... Eee, vakti geldi de geçiyordu bile! İsmail'e teşekkürler...

 

NOT: Bu arada Blogsa'yı sevdim. Hazır sevmek demişken Google'ı da çok severim çook... Hayranlıkla gıpta karışımı bir duyguyla, adeta bir idol olarak bakarım kendisine...

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Arama
  Ara
Takip
Sayfalar
Tag Bulutu
Bağlantılar